Bir toplumda haklar kendiliğinden güçlenmez. Haklar, talep edildiğinde, savunulduğunda ve birlikte sahip çıkıldığında anlam kazanır. İşte tam da bu noktada engelli sivil toplum kuruluşları (STK’lar) devreye girer.
Engellilik alanında en çok konuşulan konular bellidir: erişilebilirlik, eğitim, istihdam, sağlık, bağımsız yaşam… Ancak bu başlıkların hayata geçmesi, yalnızca mevzuatla mümkün olmaz. Çünkü bir hakkın kâğıt üzerinde var olması, onun günlük yaşamda karşılık bulduğu anlamına gelmez. Bu boşluğu dolduran, çoğu zaman sahada aktif olan engelli sivil toplum kuruluşlarıdır.
Bu kuruluşlar yalnızca “temsil eden” yapılar değildir. Aynı zamanda sahadaki sorunları tespit eden, çözüm önerileri geliştiren, kamu kurumlarıyla diyalog kuran, farkındalık oluşturan ve en önemlisi hak savunuculuğu yapan aktif birer toplumsal güçtür.
Bir kaldırımın neden kullanılamadığını en iyi bilen, o kaldırımdan geçmeye çalışan kişidir. Bir eğitim sistemindeki eksikliği en doğru şekilde anlatabilecek olan, o sürecin içinde olan ailelerdir. Engelli STK’ları işte bu gerçek deneyimi kurumsal bir dile dönüştürür ve karar mekanizmalarına taşır.
Bugün engellilik alanında elde edilen birçok kazanımın arkasında bu yapıların emeği vardır. Sessiz kalmayan, talep eden, takip eden ve gerektiğinde eleştiren bu kuruluşlar, toplumun dönüşümünde önemli bir rol üstlenir.
Ancak burada önemli bir gerçek daha var: Engelli STK’larının gücü, yalnızca var olmalarıyla değil; etkin şekilde sürece dahil edilmeleriyle ortaya çıkar. Ne yazık ki bazı durumlarda bu kuruluşlar karar alma süreçlerinin dışında bırakılabiliyor. Oysa sahadan kopuk hiçbir politika kalıcı ve etkili olamaz. Engelliler adına alınan kararların, engelli bireylerin ve onları temsil eden yapıların katkısı olmadan belirlenmesi, eksik bir yaklaşım üretir.
Bu nedenle engelli sivil toplum kuruluşları yalnızca desteklenmesi gereken yapılar değil; karar süreçlerinin doğal paydaşlarıdır.
Bir şehirde engelli bireylerin yaşam kalitesi yükseliyorsa, orada güçlü bir sivil toplum vardır. Bir toplumda farkındalık artıyorsa, arkasında çoğu zaman görünmeyen bir emek vardır. Ve bu emeğin önemli bir kısmı, gönüllülükle çalışan, sahada aktif olan STK’lar tarafından yürütülür.
Unutulmamalıdır ki:
* Haklar bireysel değil, kolektif mücadeleyle güçlenir.
* Değişim, tek başına değil, birlikte hareket edildiğinde gerçekleşir.
Engelli sivil toplum kuruluşları bu birlikte hareket etmenin en güçlü zeminlerinden biridir. Belki de bu yüzden onları yalnızca “dernek” olarak görmek eksik kalır. Onlar aynı zamanda bir ses, bir dayanışma alanı ve değişimin taşıyıcısıdır.
Ve en önemlisi: Onlar sustuğunda değil, konuştuğunda toplum ilerler.
Hasan Tahsin YAZICI
Uzman Psikolojik Danışman -Engelli Hakları Aktivisti-Samsun Engelliler Federasyonu (SAMEF) Basın Sözcüsü










