Savaş yalnızca hayatları sonlandırmaz; aynı zamanda milyonlarca insan için ömür boyu sürecek engellilik ve travmalar üretir. Bombalar sustuğunda bile savaşın yaraları nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Televizyon ekranlarında patlayan bombalar, gökyüzünden düşen füzeler ve siren sesleri… Savaş haberleri çoğu zaman birkaç saniyelik görüntülerle geçip gidiyor. Oysa savaşın gerçek etkisi o görüntüler kadar kısa değildir. Çünkü savaş yalnızca hayatları sonlandırmaz; aynı zamanda hayatları geri dönülmez biçimde değiştirir. Bir bomba düştüğünde sadece bir bina yıkılmaz; bir çocuğun geleceği, bir ailenin hayatı ve bazen bir insanın beden bütünlüğü de o enkazın altında kalır.
Dünya bir kez daha savaş haberleriyle dolu. Yıkılan şehirler, yerinden edilen insanlar ve güvenli bir yaşam arayışıyla göç yollarına düşen milyonlar… Ancak savaşın bir sonucu daha var ki çoğu zaman yeterince konuşulmuyor: Savaşlar yeni engelliler üretir.
Bir patlama, bir füze, bir silah parçası… Bir insanın hayatını bir anda geri dönülmez biçimde değiştirebilir. Bir kolunu, bir bacağını, görme ya da işitme yetisini kaybeden insanlar yalnızca savaşın fiziksel yaralarını değil; aynı zamanda psikolojik travmasını da ömür boyu taşır. Bu durum yalnız askerler için değil, çoğu zaman savaşın ortasında kalan siviller için de geçerlidir.
Bugün dünya genelinde milyonlarca insan savaşların bıraktığı kalıcı izlerle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Özellikle mayınlar ve patlayıcı kalıntılar, savaş sona erdikten yıllar sonra bile yeni engellilik durumlarına neden olmaya devam ediyor.
Bir çocuk oyun oynarken bir mayına basabiliyor, bir çiftçi tarlasını sürerken patlayıcıyla karşılaşabiliyor. Ancak savaşın yarattığı tehlike yalnızca yerde bırakılan patlayıcılarla sınırlı değil. Günümüz çatışmalarında havadan atılan bombalar, uzun menzilli füzeler ve kamikaze dronlar da sivillerin yaşadığı alanları doğrudan hedef alabiliyor. Bir anda yıkılan bir bina, bir pazar yeri ya da bir konut bölgesi; geride yalnızca yıkıntılar değil, hayatı kalıcı biçimde değişmiş insanlar bırakıyor. Savaş bitmiş olsa bile, etkileri nesiller boyunca sürüyor.
Birleşmiş Milletler verileri de bu gerçeği açık biçimde ortaya koyuyor. Silahlı çatışmaların yaşandığı bölgelerde engellilik oranlarının hızla arttığı biliniyor. Üstelik savaşın yarattığı engellilik yalnızca fiziksel değildir. Travma, psikolojik yaralanmalar ve savaş sonrası stres bozukluğu da insanların hayatlarında derin izler bırakır.
Savaş aynı zamanda sağlık sistemlerini zayıflatır, rehabilitasyon hizmetlerini aksatır ve engelli bireylerin zaten sınırlı olan destek mekanizmalarını daha da kırılgan hâle getirir. Bu nedenle savaş ortamında engelli bireyler çoğu zaman en savunmasız ve en görünmez gruplardan biri hâline gelir.
Barış bu yüzden yalnızca siyasi bir tercih değildir; aynı zamanda insani bir zorunluluktur. Çünkü her savaş, yalnızca bugünün değil geleceğin toplumlarını da etkiler. Bugün atılan bir bomba, yarın bir çocuğun hayat boyu sürecek bir engelle yaşamasına neden olabilir.
Savaşların gerçek maliyeti yalnızca kaybedilen hayatlarla ölçülmez. Çünkü savaşlar yalnızca ölümler üretmez; aynı zamanda milyonlarca insan için ömür boyu sürecek engeller, travmalar ve kırılmış hayatlar bırakır. Belki de bu yüzden barışı savunmak yalnızca bir ideal değil, insanlığın geleceğini korumanın en temel yoludur. Çünkü savaşlar yalnızca şehirleri değil, insanların hayatlarını da sakat bırakır.
Hasan Tahsin YAZICI-Uzman Psikolojik Danışman
Samsun Engelliler Federasyonu (SAMEF) Basın Sözcüsü
Engelli Hakları Aktivisti










