Türkiye'de engelli bireylerin hakları söz konusu olduğunda çoğu zaman ilk akla gelen şey yeni düzenlemeler yapılması gerektiğidir. Oysa durup mevcut tabloya baktığımızda farklı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Aslında engellilik alanında birçok önemli hak yıllardır mevzuatımızda yer alıyor. Sorun çoğu zaman hakların olmaması değil, bu hakların günlük yaşamda yeterince karşılık bulamamasıdır.
Bugün erişilebilirlikten eğitime, istihdamdan sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda yasal düzenlemeler mevcut. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ve ilgili yönetmelikler engelli bireylerin toplumsal yaşama tam ve etkin katılımını hedefliyor. Kâğıt üzerinde bakıldığında oldukça güçlü bir hak çerçevesi görüyoruz.
Ancak sahaya indiğimizde durum her zaman aynı değil.
Örneğin erişilebilirlik konusu yıllardır gündemde. Yeni yapılan birçok bina erişilebilirlik kriterlerini dikkate alıyor. Buna rağmen hâlâ standartlara uygun olmayan rampalar, kullanılamayan kaldırımlar ve bağımsız hareket etmeyi zorlaştıran fiziksel engellerle karşılaşabiliyoruz. Sorun erişilebilirlik kavramının bilinmemesi değil; uygulamanın yeterince denetlenmemesi.
Benzer bir durum eğitim alanında da karşımıza çıkıyor. Kapsayıcı eğitim ve bütünleştirme uygulamaları eğitim sistemimizin önemli hedefleri arasında yer alıyor. Ancak birçok özel gereksinimli öğrenci ve ailesi hâlâ destek hizmetlerine erişimde güçlük yaşayabiliyor. Öğretmenler çoğu zaman yalnız bırakılıyor, aileler ise sistem içinde kendi çözüm yollarını üretmeye çalışıyor.
İstihdam alanında da benzer bir tablo mevcut. Kamu ve özel sektörde engelli bireylerin çalışma hayatına katılımını destekleyen düzenlemeler bulunuyor. Ancak engelli bireylerin mesleki bilgi ve yetkinliklerine rağmen karar alma mekanizmalarında, kurul ve komisyonlarda yeterince temsil edilmediği durumlarla karşılaşabiliyoruz. Oysa gerçek kapsayıcılık, yalnızca istihdam etmekle değil; karar süreçlerine dahil etmekle mümkündür.
Aslında sorun çoğu zaman yasa eksikliği değil, uygulama kültürünün eksikliğidir.
Bir hak ancak kullanılabiliyorsa anlamlıdır. Bir düzenleme ancak sahada karşılık buluyorsa değerlidir. Bir yönetmelik ancak vatandaşın hayatını kolaylaştırıyorsa başarılıdır.
Bu nedenle engellilik alanında artık yalnızca yeni hakları konuşmak değil, mevcut hakların ne ölçüde hayata geçirildiğini de konuşmak gerekiyor. Daha güçlü denetim mekanizmalarına, daha etkin uygulamalara ve daha fazla katılımcılığa ihtiyaç var.
Engelli bireyler için asıl beklenti yeni ayrıcalıklar değil; mevcut hakların eksiksiz şekilde uygulanmasıdır. Çünkü eşitlik, yalnızca mevzuat kitaplarında yazan hükümlerle değil, günlük yaşamda hissedildiğinde gerçek anlamına kavuşur.
Belki de artık şu soruyu daha sık sormalıyız:
Sorun gerçekten hak eksikliği mi, yoksa var olan hakları hayata geçirme konusundaki eksikliğimiz mi?
Bu soruya verilecek samimi cevap, engellilik alanındaki birçok sorunun çözümüne giden yolu da gösterecektir. Çünkü engelli bireylerin ihtiyacı olan şey çoğu zaman yeni vaatler değil; mevcut hakların kararlı, tutarlı ve sürdürülebilir şekilde uygulanmasıdır.
Hasan Tahsin Yazıcı
Uzman Psikolojik Danışman /Samsun Engelliler Federasyonu Basın Sözcüsü / Engelli Hakları Aktivisti











Kamu kurum ve kuruluşlarının sosyal tesislerinin tamamının çalışan ve emekli olanlara açık olmasına rağmen samsun karayolları sosyal tesisini personel haricinde kullandırılmiyorlar keyfi bir uygulamadır
Çok haklısın haklarımızı bilmek ve kullanmak için hepimizin ısrarcı olmamız ve ilgili kurumların üstlerine bildirmeniz gerekir