Son yıllarda hayat hızla dijitalleşti. Randevular uygulamalardan alınıyor, başvurular e-Devlet’ten yapılıyor, eğitim ve danışmanlık hizmetleri çevrim içi ortama taşınıyor. Kâğıt kuyrukları azaldı, işlemler hızlandı. Ancak gözden kaçan kritik bir soru var: Bu dijital dönüşüm gerçekten herkes için mi?
Engelli bireyler ve aileleri açısından dijitalleşme iki ucu keskin bir bıçak.
Bir yandan doğru tasarlandığında büyük bir kolaylık sunuyor; öte yandan erişilebilirlik gözetilmediğinde yeni bir engel alanı yaratıyor.
Ekran okuyucu uyumlu olmayan siteler, karmaşık başvuru adımları, anlaşılması güç formlar… Fiziksel engeller azalırken, bu kez dijital engellerle karşılaşıyoruz.
Özellikle kamu hizmetlerinde “online” olmak, “erişilebilir” olmak anlamına gelmemektedir.
Bir hizmete internet üzerinden ulaşabiliyor olmak, o hizmetin herkes tarafından kullanılabildiği anlamına gelmiyor. Görme, işitme, zihinsel ya da öğrenme farklılıkları dikkate alınmadan tasarlanan dijital sistemler, eşitsizliği derinleştiriyor.
Bu noktada mesele teknoloji değil, bakış açısıdır. Dijital çözümler engelli bireyleri de merkeze alarak tasarlandığında, bağımsız yaşamın güçlü bir destekçisi olabilir. Aksi hâlde “kolaylık” adı altında yeni bir dışlanma biçimi ortaya çıkar.
Yerel yönetimlerden merkezi kurumlara kadar herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Bu sistemi bir engelli birey tek başına kullanabilir mi?”
Dijital çağdayız, evet. Ama çağdaş olmak; sadece teknolojiyi kullanmak değil, onu adil ve kapsayıcı hâle getirebilmektir. Çünkü dönüşüm, ancak kimse geride bırakılmadığında gerçek bir ilerleme olur.
Hasan Tahsin Yazıcı
Uzman Psikolojik Danışman /Samsun Engelliler Federasyonu (SAMEF) Basın Sözcüsü / Engelli Hakları Aktivisti










