Teknolojinin baş döndürücü hızla ilerlediği, yönetişim anlayışının katılımcılık üzerine kurulduğu bir çağda yaşıyoruz. Kamu yönetimi artık yalnızca karar alan değil, paydaşlarla birlikte karar üreten bir yapı olmak zorunda. Ancak Samsun’da engellilerle ilgili bazı kurul ve komisyonlara bakıldığında, çağın ruhuyla örtüşmeyen bir tablo dikkat çekiyor:
Engelliler hakkında kararlar alınırken engellilerin kendileri masada yok.
Bu durum sadece temsiliyet eksikliği değildir; hak temelli yönetişim anlayışına aykırıdır. Çünkü engellilik alanı dışarıdan gözlemle değil, doğrudan deneyimle anlaşılır. Engellilerin yaşamını etkileyen politikaların onların katılımı olmadan belirlenmesi, iyi niyetli olsa bile eksik ve işlevsiz sonuçlar doğurur.
Hukuki çerçeve ise nettir. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun engelli bireylerin toplumsal yaşama tam katılımını esas alır. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ise engellilerin yalnızca hizmetlerin muhatabı değil, karar süreçlerinin öznesi olduğunu açıkça belirtir. Devletler, engelli bireyleri ve temsil örgütlerini politika üretimine dahil etmekle yükümlüdür. Bu bir talep değil, hukuki zorunluluktur.
Engelli sivil toplum kuruluşlarının rolü de burada kritik önem taşır. Bu yapılar yalnızca temsil makamı değil; sahadan veri toplayan, sorunları belgeleyen ve çözüm önerileri geliştiren bilgi merkezleridir. Bu kuruluşların süreç dışında bırakılması, kamunun deneyim ve saha bilgisinden mahrum kalması anlamına gelir.
Bugün hâlâ bazı kurumsal yapılarda “engelliler için karar alıyoruz” anlayışı hâkim. Oysa çağdaş yaklaşım “engellilerle birlikte karar alıyoruz” ilkesidir. Aradaki fark, yönetim anlayışını belirler: biri vesayet, diğeri katılımdır.
Özellikle vurgulanmalıdır ki; gerekli eğitimleri almış, alan bilgisine ve deneyime sahip yetkin engelli bireylerin kurul ve komisyonlarda yer alması hayati önemdedir. Çünkü bu platformlar yalnızca temsiliyet alanı değil, aynı zamanda mesleki bilgi paylaşımının yapıldığı karar merkezleridir. Bu mekanizmaların dışında bırakılan her yetkin engelli birey, kamusal aklın dışında bırakılmış bir uzmanlıktır.
Sahadan gelen gözlemler, Samsun’da bazı yapılarda engellileri dışlama pratiklerinin yaşanabildiğini göstermektedir. Bu dışlanma her zaman açık biçimde olmayabilir; bazen davet edilmeme, bazen danışılmama, bazen de sembolik temsille sınırlı bırakılma şeklinde ortaya çıkar. Ancak sonuç değişmez: Katılım yoksa kapsayıcılık da yoktur.
Yetkin engelli bireylerin katkı sunabilecek kapasitede olmalarına rağmen zaman zaman görünmez bir “istememe” yaklaşımıyla dışarıda bırakıldığı yönünde güçlü bir algı vardır. Bu yaklaşım yalnız bireyleri değil, karar kalitesini de zayıflatır. Çünkü deneyimi dışlayan bir sistem doğru politika üretemez.
Katılım bir ayrıcalık değil, yönetişimin temel şartıdır. Temsil, sembolik davetlerle değil; şeffaf kriterlerle ve liyakat esaslı katılım mekanizmalarıyla sağlanmalıdır. Kurul ve komisyon yapıları gözden geçirilmeli, engelli bireylerin katılımı kurumsal güvence altına alınmalıdır. Çünkü gerçek kapsayıcılık, engelliler için konuşmak değil; engellilerin konuştuğu bir düzen kurmaktır.
Milenyum çağında eski alışkanlıklarla yönetilen yapılar yalnız engelli bireyleri değil, kamusal aklı da sınırlar. Samsun’un potansiyeli ise bundan çok daha ileridedir. Bu potansiyelin açığa çıkması için yapılması gereken nettir: Engelli bireyleri karar süreçlerinin dışında tutan anlayıştan vazgeçmek ve onları sürecin asli paydaşı yapmak.
Çünkü temsil yoksa eşitlik de yoktur; eşitlik yoksa yönetişim eksiktir.
Uzman Psikolojik Danışman Hasan Tahsin YAZICI
Engelli Hakları Aktivisti
Samsun Engelliler Federasyonu (SAMEF) Basın Sözcüsü










