Engellilik çoğu zaman fiziksel engellerle anlatılır. Rampalar, merdivenler, dar kapılar… Oysa günlük hayatta engelli bireylerin ve ailelerinin karşılaştığı en büyük engel çoğu zaman bunlar değildir. En büyük engel, anlaşılmamaktır.
Bir anne çocuğunun davranışını anlatmaya çalışır ama “şımarıklık” denir. Bir baba iş yerinde izin ister ama “abartıyorsun” cevabını alır. Bir genç kamusal alanda farklılığıyla var olmaya çalışır ama bakışlarla, fısıltılarla dışlanır. Tüm bu örneklerde ortak olan şey şudur: Görülmek vardır ama anlaşılmak yoktur.
Anlaşılmamak, yalnızlaştırır. Yorar. Sessizleştirir. Engelli bireyleri ve ailelerini sürekli kendilerini açıklamak zorunda bırakır. Oysa kimse var olma hakkını ispatlamak zorunda değildir.
Toplum olarak çoğu zaman iyi niyetliyizdir. Ama iyi niyet, bilgiyle ve farkındalıkla desteklenmediğinde yetersiz kalır. “Bilmiyordum” demek, ilk sefer için anlaşılabilir olabilir; ancak öğrenmemekte ısrar etmek bir tercihtir. Ve bu tercih, dışlayıcılığı besler.
Gerçek dönüşüm; dinlemekle başlar. Engelli bireyleri ve ailelerini konuşulan değil, konuşan tarafta görmekle mümkündür. Onlar adına karar almak yerine, kararları onlarla birlikte almak gerekir.
Unutmayalım: Bir toplumu güçlü yapan, herkesin aynı olması değil; herkesin farklılığıyla kabul edilmesidir. Ve kabul, ancak anlaşılmakla mümkündür.
Belki de bugün sormamız gereken soru şudur:
Gerçekten dinliyor muyuz, yoksa sadece duyuyor muyuz?
Uzman Psikolojik Danışman Hasan Tahsin YAZICI
Samsun Engelliler Federasyonu (SAMEF) Basın Sözcüsü
Engelli Hakları Aktivisti










