Engelli bireyler ve aileleri için yaşam, çoğu zaman yalnızca günlük sorumluluklardan ibaret değildir. Aynı zamanda haklara ulaşma, görünür olma ve var olma mücadelesidir. Eğitimde, sağlıkta, sokakta, iş hayatında karşılaşılan engellerin büyük bir kısmı fiziksel değil; bilgi eksikliğinden, duyarsızlıktan ve karar süreçlerinden dışlanmaktan kaynaklanmaktadır. İşte tam bu noktada hak savunuculuğu, bir tercih değil, bir zorunluluk olarak karşımıza çıkar.
Hak savunuculuğu; bağırmak, çatışmak ya da sürekli şikâyet etmek değildir. Hak savunuculuğu, engelli bireyin ve ailesinin onurunu koruyarak, yasal ve meşru yollarla “ben de bu toplumun eşit bir parçasıyım” demesidir. Sessizce kabullenilen her ihmal, zamanla kalıcı bir eşitsizliğe dönüşür. Oysa dile getirilen her hak, başka hayatlara da umut olur.
Birçok aile, çocuğunun eğitime erişebilmesi, uygun destek alabilmesi ya da güvenli bir şekilde kamusal alanda var olabilmesi için bireysel çabalarla mücadele etmektedir. Ancak bu yük, tek tek ailelerin omzuna bırakılamaz. Hak savunuculuğu, bireysel çabayı kolektif bir güce dönüştürür; yalnız olmadığımızı hatırlatır.
Kurumsal yapılar, yerel yönetimler ve kamu kurumları için de hak savunuculuğu önemli bir yol göstericidir. Sahadan gelen sesler duyulmadan yapılan her plan eksik kalır. Engelli bireylerin ve ailelerinin sürece katılması, hizmetlerin niteliğini artırır, kaynakların doğru kullanılmasını sağlar ve daha kapsayıcı politikaların önünü açar.
Unutulmamalıdır ki haklar kendiliğinden hayata geçmez. Haklar, bilindikçe, talep edildikçe ve savunuldukça güçlenir. Engelli bireyler ve aileleri için hak savunuculuğu; yalnızca bugün için değil, yarın daha adil ve erişilebilir bir toplum inşa edebilmenin de temelidir.
Sessiz kalmak uyum sağlamak değildir.
Hak savunuculuğu ise umutla, bilgiyle ve dayanışmayla yol
Hasan Tahsin YAZICI
Uzman Psikolog Danışman
Engelli Hakları Aktivisti
Samsun Engelliler Federasyonu (SAMEF) Basın Sözcüsü










