Türkiye’de son yıllarda engelli bireylerin yaşamını kolaylaştırmak amacıyla çıkarılan pek çok düzenleme var; fakat bazen bu düzenlemelerin uygulamadaki hali, yaşamı kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor. Bunun en somut örneklerinden biri de son dönemde bedensel engelli sürücülerin ehliyet yenileme süreci.
Malum, eski tip “H sınıfı” ehliyetler 31 Ekim 2025’e kadar yenilenmek zorunda. Bu yenileme, “B engelli sınıfı”na geçiş anlamına geliyor. Ancak sorun şu: Yıllardır kendi aracını özel tertibatla güvenle kullanan yüzlerce, hatta binlerce bedensel engelli vatandaş, hastanelerdeki “tertibat komisyonlarından” “sürücü olamaz” kararı alarak direksiyon başından uzaklaştırılıyor.
Bu kararlar sadece bir bürokratik imza değil; birinin bağımsızlığını, özgürlüğünü, sosyal yaşamını ve mesleğini elinden alan ağır bir darbe niteliğinde.
Engelli birey için direksiyon, bir özgürlük sembolüdür
Bir bedensel engelli için direksiyon sadece bir araç kontrolü değil, “kendi hayatının kontrolünü eline alma” anlamına gelir. Kendi aracını kullanabilmek, bir başkasına bağımlı olmadan işe gidebilmek, hastaneye, çocuğunun okuluna ulaşabilmek demektir. Şimdi bu özgürlük, masa başında alınan bir “olamaz” kararıyla ellerinden alınıyor.
Oysa bu insanlar yıllardır hiçbir kazaya karışmadan, trafik kurallarına titizlikle uyarak direksiyon başında var olmuş kişiler. Aracına özel tertibat yaptırmış, direksiyonuna uygun aparat taktırmış, teknik yeterliliği belgelerle kanıtlanmış bireyler. Bugün aynı kişiler, “yeni mevzuat” gerekçesiyle ehliyetini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.
AB ülkeleri çok daha kapsayıcı
Avrupa Birliği ülkelerinde engelli bireylerin sürücü olma hakkı bir insan hakkı olarak görülüyor. AB’nin 2006/126/EC sayılı Direktifi, engellilerin araç kullanma yetkinliğini bireysel olarak değerlendiriyor; engelin varlığı değil, sürüş becerisi esas alınıyor.
Örneğin Almanya’da, engelli bir birey uygun araç modifikasyonlarıyla sürüş yetkinliğini gösterdiğinde ehliyetini alabiliyor. Üstelik devlet, araç adaptasyonu için mali destek bile sağlıyor. Bizde ise aynı kişi, yıllardır güvenle araç kullanıyor olsa bile, bir komisyon kararıyla “riskli” görülüp ehliyetinden ediliyor.
Sorun mevzuatta değil, uygulamada
Aslında Türkiye’de mevzuat, engellilerin araç kullanmasına izin veriyor. Sorun, uygulamadaki keyfilikte. Hastane komisyonlarında görev yapan hekimlerin çoğu, ne tür tertibatlarla engelli bireylerin araç kullanabileceğini bilmiyor. Standart bir bakış açısıyla “kolunda güç kaybı var, o hâlde sürücü olamaz” denilerek rapor veriliyor. Oysa teknoloji artık çok ileride; elden, dirsekten, hatta sesle komuta eden özel aparatlarla güvenli sürüş mümkün.
Bu durum, “eşit yurttaşlık hakkı” ilkesine doğrudan aykırı. Çünkü bir engelli birey, bedensel yetersizliği nedeniyle değil, bürokratik yetersizlik nedeniyle hayattan dışlanıyor.
Bu bir güvenlik değil, hak meselesidir
Elbette herkesin güvenliği önemlidir. Ancak güvenliği sağlamak adına bireyin bağımsızlık hakkını yok saymak, onu evine hapseder. Eğer gerçekten güvenlik kaygısı varsa, bu insanlar için özel sürüş testleri düzenlenebilir, teknik yeterlilikleri pratikte ölçülebilir. Ama “olamaz” demek en kolay, en haksız yoldur.
Bir çağrı: Direksiyonun başına değil, eşitliğin yanına geçin
Ben de bir ortopedik engelli olarak biliyorum; direksiyonun başına geçmek, bir tür özgürlük ilânıdır. O direksiyona yeniden geçememek ise yalnızca aracını değil, hayatının kontrolünü kaybetmek demektir. Buradan karar vericilere sesleniyorum:
Engelli bireylerin ehliyet hakkını masa başında değil, sahada; onların yaşam deneyimleri ve sürüş geçmişleriyle birlikte değerlendirin.
Türkiye, engelli bireyleri koruma amacıyla getirilen düzenlemelerin, onların yaşamını zorlaştıran bir engel hâline gelmemesi için daha duyarlı politikalar geliştirmelidir. Engelli bireylerin önündeki bariyerler, yolların değil, zihniyetin içinde kaldırılmalıdır.
Çünkü bu mesele, sadece direksiyonla ilgili değildir. Bu, onurla, özgürlükle ve eşit yurttaşlıkla ilgilidir.
Hasan Tahsin Yazıcı
Uzman Psikolojik Danışman
Samsun Engelliler Federasyonu Basın Sözcüsü
Engelli Hakları Aktivisti











bu konu çok öenmli zaten kısıtlı olan hayatımız hepten mahvoluyor.
Eline emeğine,kalemine sağlık güzel insan, mağduriyetimizi çok güzel anlatmışsın,hakkımızı kimse gasb edemez.