Toplumun gelişmişlik düzeyi, yalnızca ekonomik göstergelerle değil; farklı kesimlerin karar alma süreçlerine ne kadar dâhil edildiğiyle de ölçülür.
Engelli bireyler ve aileleri söz konusu olduğunda, bu katılımın eksikliği hâlâ en temel sorunlarımızdan biri.
Bugün Türkiye’de engelli bireyler adına binlerce karar alınıyor: Eğitim politikaları, erişilebilirlik standartları, istihdam kotaları, sağlık raporları, sosyal destekler… Fakat çoğu zaman bu kararların alındığı masada engelli bireyler ya da aileleri bulunmuyor.
Kısacası, “onlar için” karar alıyoruz, ama “onlarla birlikte” karar almıyoruz.
Katılım, sadece bir hak değil; bir gereklilik
Bir çocuğun eğitimiyle ilgili kararlar alınırken, o çocuğun ailesinin sürece dâhil edilmemesi hem pedagojik hem etik açıdan ciddi bir eksikliktir.
Aynı şekilde, erişilebilirlik standartlarını belirleyen bir kurulda engelli bireyin sesinin olmaması, o kararın sahadaki gerçekliği yansıtma ihtimalini neredeyse sıfıra indirir.
Katılım, yalnızca bir demokratik ilke değil; hataları önleyen, gerçekçi çözümleri mümkün kılan bir süreçtir. Çünkü hiç kimse, bir engelli bireyin günlük yaşamında karşılaştığı güçlükleri o bireyin kendisi kadar bilemez.
Hiçbir mevzuat, bir annenin çocuğunu tekerlekli sandalye ile okula götürürken yaşadığı zorlukları o annenin sesi kadar anlatamaz.
Koruma değil, güçlendirme yaklaşımı
Ne yazık ki yıllarca “engellileri koruma” anlayışı üzerinden şekillenen bir dilin içindeyiz. Bu iyi niyetli ama tek taraflı bir anlayış. Oysa artık korumaya değil, katılıma ve güçlendirmeye ihtiyaç var. Engelli bireyleri pasif alıcı değil, aktif özne olarak görmek zorundayız.
Bir karar masasında engelli bir bireyin varlığı, sadece sembolik değildir; o kararın kalitesini doğrudan artırır.
Dünyanın birçok ülkesinde yerel yönetimlerden üniversite kurullarına, istihdam politikalarından şehir planlamasına kadar her düzeyde “engelli katılımı zorunluluğu” getirildi.
Avrupa Birliği’nde, “Nothing about us, without us” (Biz olmadan, bizim hakkımızda hiçbir şey) ilkesi artık sosyal politika belgelerinin merkezinde yer alıyor.
Ailelerin sesi, dayanışmanın gücü
Engelli bireylerin yanında onların aileleri de karar süreçlerinde aktif rol almalı. Çünkü bakım, destek ve eğitim süreçlerinde aile, hem en büyük yükü taşıyan hem de en fazla çözüm üreten taraftır. Birçok annenin, babanın veya kardeşin yaşam deneyimi, bir yasa maddesinden çok daha öğretici olabilir.
Ben bir psikolojik danışman olarak şunu çok net görüyorum:
Bir aile kendini sürecin parçası olarak hissettiğinde, sadece daha bilinçli değil, daha güçlü de oluyor. Ama dışlandığında, çaresizlik büyüyor; sistemle değil, kendisiyle mücadele eder hâle geliyor.
Gerçek katılım, sahici dinleme ile başlar
Katılım, sadece bir toplantıya çağırmak değildir. Gerçek katılım, o bireyin ya da ailenin söylediğini ciddiyetle dinlemeyi, karar sürecine yansıtmayı gerektirir.
Engelli bireylerin komisyonlarda, danışma kurullarında, belediye meclislerinde ve STK’larda daha fazla temsil edilmesi, yalnızca temsiliyet değil, adaletin de bir gereğidir.
Bir çağrı: Engellilerin sesi karar masasında yankılansın
Engelliler, toplumsal yük değil; çözümün bir parçasıdır.
Eğer bir ülkede engelli bireylerin sesi karar masasında duyulmuyorsa, o ülke demokratik bir eksiklik yaşıyordur.
Artık bizi ilgilendiren konularda, kararlar bizim adımıza değil, bizimle birlikte alınmalıdır.
Çünkü biz sadece haklarımızın öznesi değiliz; aynı zamanda bu toplumun geleceğini birlikte kuran bireyleriz.
Unutmayalım:
Bir ülke, engellilerin karar masasında ne kadar yer bulduğuyla medeniyetini gösterir.
Ve o masada bir sandalye eksikse, o eksiklik aslında hepimize aittir.
Hasan Tahsin Yazıcı – Uzman Psikolojik Danışman /Samsun Engelliler Federasyonu Basın Sözcüsü / Engelli Hakları Aktivisti










