Geçtiğimiz ekim ayında Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörlüğü’nün basın mensupları arasında oluşturduğu “ulusal-yerel” ayrımını, meslek onurumuz adına açık bir dille eleştirmiştik. Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın ve yönetimi tarafından yapılan o talihsiz organizasyonun ardından tarafımıza özür telefonları yağmış, durumun “yanlış anlaşılmadan” ibaret olduğu savunulmuştu. Ancak bugün geldiğimiz noktada net bir şekilde görüyoruz ki; o gün açılan özür telefonları sadece anlık gaz almak, tepkileri dindirmek için söylenmiş samimiyetsiz kelimelerden ibaretmiş.
Aynı tas aynı hamam, değişen hiçbir şey yok!
O dönem Basın Birimi’nin başında bulunan ismin görevden ayrılmasının ardından göreve Mürsel Kan getirildi. Ancak sorun isimlerde değil, kökleşmiş zihniyetteymiş. Sayın Mürsel Kan, bu kentin basın dinamiklerini, gazetecilik mesleğinin itibarını ve bu işlerin nasıl yürümesi gerektiğini gayet iyi bilen tecrübeli bir isim. Fakat ne yazık ki zihniyet yine değişmedi, basına bakış açısı yine sakatlanmaktan kurtulamadı.
Bugün OMÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde (Tıp Fakültesi Hastanesi) tıp dünyasının en ileri teknolojilerinden biri olan “Robotik Cerrahi Sistemi” tanıtıldı. Şehrimiz ve üniversitemiz adına gurur verici bu önemli gelişmenin basın toplantısında, ne acıdır ki yine aynı sansür, yine aynı ayrımcılık hortlatıldı.
Olayı meslektaşlarımızdan öğrenip Sayın Mürsel Kan’ı aradığımızda aldığımız yanıt şaşırtıcı değildi: “Toplantıyı sınırlı tuttuk, ajansları ve bazı gazetecileri çağırdık, daha sonra geniş katılımlı bir toplantı yapacağız…”
Sormak istiyoruz: Kamuoyunu bilgilendirme hakkı ne zamandan beri kotalara, sınırlamalara ve seçmece davetlere bağlandı?
Samsun basını; haber kovalayan, bu şehrin dertleriyle dertlenen, kentin sesini duyuran bir bütündür. “Şimdilik seçtiklerimizi çağıralım, geri kalan yerel basına sonra bakarız” anlayışı, gazetecilik mesleğinin onuruna yapılmış aleni bir saygısızlıktır.
İşin en acı tarafı ise Sayın Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın’ın tutumudur. Üniversite gibi bilimin, adaletin, eşitliğin ve özgür düşüncenin kalesi olması gereken bir kurumun tepe yöneticisi, bu tür ayrımcı uygulamalara göz yummakta, konulardan uzak durarak adeta sorumluluktan kaçmaktadır. Sayın Rektör, basından kaçarak, basını kategorilere ayırarak veya yapılan hataları kulak ardı ederek bir üniversiteyi yönetemezsiniz. Konulardan uzak durmak, bu yanlışların üzerini örtmeye yetmez.
Buradan OMÜ yönetimine bir kez daha sesleniyorum:
Gazetecilik, kimin hangi salona seçilerek alındığıyla değil; hakikatin peşinde duruşuyla ölçülür. Basın mensuplarını “özmüttefikler” ve “diğerleri” diye sınıflandırmak, ne üniversitenizin vizyonuna yakışır ne de bu kentin basınına sökmez.
Bizler davetlerle değil, kalemimizle varız. Özürlerle, cılız gerekçelerle ve "daha sonra telafi ederiz" avutmacalarıyla gazetecilerin gazını alamazsınız. Yanlış yapmaya devam ediyorsunuz ve bu yanlışınız, bilimin yuvası olan üniversitemize gölge düşürmekten başka bir işe yaramıyor.
Ayrımcılığa son verin, aynı göz hizasında durmayı öğrenin!










