Tekkeköy Belediyesi’nde yaşanan maaş krizi artık “geçici bir aksaklık” ya da “mali zorluk” gerekçeleriyle açıklanamayacak bir noktaya gelmiştir. Aylardır maaş alamayan belediye çalışanlarının durumu, basına yansıyan bilgilere göre bir memurun savcılığa başvurmasıyla ortaya çıkmış; bu başvurunun ardından belediyeye gelen müfettişin yaptığı incelemeler kamuoyundaki soru işaretlerini daha da artırmıştır.
Basında yer alan iddialara göre, Tekkeköy Belediyesi’nin son üç ayda yaklaşık 297 milyon TL gelir elde ettiği, buna rağmen personel maaşlarının ödenmediği ileri sürülmektedir. Yine aynı iddialara göre, maaşlar ödenmeden belediye gelirlerinden bir kısmının bir şirkete aktarılıp aktarılmadığı müfettiş tarafından inceleme konusu yapılmıştır. Müfettişin tespitlerinin ardından, uzun süredir maaş alamayan personele yalnızca bir aylık ödeme yapılması, yaşanan sorunun varlığını fiilen ortaya koymuştur.
Bu noktada kamuoyunun sorması gereken soru son derece nettir:
Belediyenin kasasına para girdiği iddia edilirken, maaş ödemeleri neden önceliklendirilmemiştir?
Tekkeköy Belediye Başkanı Mustafa Candal’ın maaşlar konusundaki yaklaşımı, kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık yaratmıştır. Belediye kasasına kaynak girdiğine dair iddialar varken, personelin aylarca maaşsız bırakılması yalnızca bir yönetim tercihi değil, aynı zamanda ilçeye ve emeğe karşı duyarsızlık olarak algılanmaktadır. Çünkü yerel yönetim anlayışında, çalışanların hakkı her türlü borcun önünde gelir.
Önceki Belediye Başkanı Hasan Togar döneminde, şartlar ne olursa olsun personel maaşlarının bir şekilde ödendiği kamuoyunda sıkça dile getirilmektedir. Bugün gelinen noktada ise maaşını alamayan çalışanların aile düzenlerinin bozulduğu, ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadıkları yönünde belediye kulislerinden ve sahadan bilgiler gelmektedir. Bunlar, yalnızca söylenti değil, sahadaki tabloya dayanan ciddi iddialardır.
Belediye personeli bir lütuf değil, alın terinin karşılığını talep etmektedir. Aylarca maaş alamayan bir çalışandan motivasyon, verim ve özveri beklemek ne vicdanen ne de yönetim anlayışı açısından izah edilebilir değildir.
Ayrıca 31 Mart yerel seçimleri sonrasında belediye bünyesinde kurulan ikinci bir şirket üzerinden yapılan mali işlemlerin müfettiş tarafından incelemeye alınması, konunun sadece bir “maaş gecikmesi” meselesi olmadığını, aynı zamanda yönetim anlayışı ve öncelik sıralaması sorunu olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda, söz konusu gelirlerin hangi gerekçelerle ve nasıl kullanıldığına dair kamuoyunun açık ve net şekilde bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Gelinen noktada mesele artık siyasi bir tartışmanın ötesine geçmiş; idari ve hukuki denetim gerektiren bir konu halini almıştır. Çünkü kamuoyunda oluşan tablo, “neden yapılmadı?” sorusunu kaçınılmaz biçimde gündeme getirmektedir.
Öte yandan iktidar partisine mensup bir belediyede yaşanan bu kriz, yalnızca belediye yönetimini değil, partiyi de yıpratma potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle milletvekillerinin ve il başkanlığının sürece daha aktif şekilde dahil olması, hem Tekkeköy’ün hem de partinin daha fazla zarar görmesini önlemek adına önemlidir.
Son söz şudur:
Maaş ödememek, sadece belediye personelini değil, Tekkeköy’ün tamamını cezalandırmaktır.
Bu tablo, ne yerel yönetime ne de bu ilçenin insanına yakışmaktadır.










