Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın’ın, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında gazetecilere verdiği kahvaltı programında gece tomografilerinin “mecburen ücretli” olduğu yönündeki açıklamaları, ne yazık ki kamuoyunu rahatlatmak yerine yeni soru işaretleri doğurmuştur. Sağlık gibi en temel bir kamusal hizmette, özellikle de üniversite hastanelerinde, vatandaşın karşı karşıya kaldığı mağduriyetin bu kadar kolay gerekçelere bağlanması kabul edilebilir değildir.
Sayın Rektör’ün, “Avrupa’da tomografi randevuları aylar sürüyor” örneği üzerinden Türkiye’deki uygulamayı savunması, meseleyi özünden saptırmaktadır. Türkiye’de yaşayan bir vatandaş için İngiltere ya da Almanya’daki sistemin ne kadar yavaş olduğu değil, kendi ülkesinde neden cebinden para ödemek zorunda kaldığı önemlidir. Avrupa örnekleri, yaşanan aksaklıklar için bir mazeret değil, olsa olsa iyileştirme hedefi olabilir.
Asıl sorun şudur: Devlet üniversitesine bağlı bir hastanede, acil olmayan ama hayati öneme sahip bir tetkik için “ya gündüz aylarca bekle ya da gece parasını öde” anlayışı oluşmuştur. Bu, sağlık hizmetinin fiilen ikiye ayrılması demektir. Parası olan hızlanmakta, olmayan beklemeye mahkûm edilmektedir. Bunun adına da “zorunluluk” denmektedir.
“Personel eksikliği” gerekçesi ise vatandaş açısından ikna edici değildir. Çünkü bu eksiklik vatandaşın tercihi ya da kusuru değildir. Kadro planlaması, personel istihdamı ve hizmet organizasyonu üniversite yönetiminin sorumluluğundadır. Yönetimsel eksikliklerin bedelinin vatandaşa fatura edilmesi sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz.
Ayrıca “Hastalar aynı tetkiki üç kurumda birden yaptırıyor” söylemi de sorumluluğu dolaylı biçimde hastanın üzerine yıkmaktadır. Bir vatandaş neden aynı tetkiki farklı hastanelerde yaptırmak ister? Çünkü güven sorunu vardır, randevu sorunu vardır, zaman baskısı vardır. Bu davranışlar sistemin sonucudur, nedeni değil.
“Gündüz çekmiyoruz, geceye yönlendiriyoruz” iddialarının yanlış olduğu söyleniyor olabilir. Ancak vatandaşın algısı, yaşadığı deneyimle şekillenir. Aylar sonraya verilen gündüz randevuları karşısında, ücretli gece seçeneğinin “tek gerçekçi yol” haline gelmesi algı değil, fiili bir durumdur.
Üniversite hastaneleri ticari işletmeler değildir; olmamalıdır. Hele ki “mecburiyet” kelimesiyle ücretlendirme savunuluyorsa, burada ciddi bir sistem problemi var demektir. Bu problemin adı ne Avrupa’dır, ne hasta yoğunluğudur. Bu problemin adı yetersiz planlama ve kamu hizmetinde öncelik hatasıdır.
Vatandaş şunu sormakta haklıdır:
“Ben vergimi ödüyorsam, sosyal güvenlik primimi yatırıyorsam, neden gece sağlık hizmeti almak için cebimden ekstra para çıkıyor?”
Bu soruya verilen her cevap, “ama” ile başlıyorsa, ortada çözüm değil, gerekçe vardır.
Ve sağlıkta gerekçeler değil, çözümler konuşulmalıdır.










