Artık “kentsel dönüşüm” dediğimizde herkesin aklına ilk gelen şey; afet ve riskli yapı kapsamında yıkılan binalar ve yerine yükselen yeni yaşam alanları oluyor. Oysa bu süreç, yalnızca fiziksel bir değişim değil; aynı zamanda insanların hayatına doğrudan temas eden, duygusal ve sosyal etkileri olan bir süreçtir.
Ancak çoğu zaman gözden kaçırılan kritik bir gerçek var ki o da şudur: Kentsel dönüşüm süreçleri doğru yönetilmediğinde, fiziksel riskleri azaltırken sosyal ve psikolojik riskleri artırabilir.
İşte bu noktada karşımıza çıkan kavram: kentsel stres.
DÖNÜŞÜMÜN GÖRÜNMEYEN YÜKÜ
Her mahalle orada yaşayan insanların anılarıyla doludur. Dolayısıyla dönüşüm başlayıp her riskli yapı boşaltıldığında esas büyük dönüşüm insanın derinliklerinde başlar… İnsanlar belirsizlikle baş başa kalır. “Evim ne olacak?” “Hak kaybı yaşar mıyım?” “Ne kadar sürecek?” “Eskisi gibi olur mu?” Bu soruların net cevabı yoksa, o mahallede dönüşüm değil; kaygı başlar. Kentsel stres tam olarak burada ortaya çıkar.
Ve bu stres, gözle görülmez, teknik raporlarda yer almaz. Bu yüzden tespit edilmesi de zordur.
EN ÖNEMLİ KISIM: SÜREÇ YÖNETİMİ
Bugün birçok dönüşüm projesinde karşılaştığımız temel problem şudur: Süreçler teknik olarak doğru ilerlese bile, insan yönetimi zayıf kalmaktadır. Oysa kentsel dönüşümde en kritik unsur süreç yönetimidir. Şeffaf olmayan süreçler güvensizlik üretir. Katılımın olmadığı projeler dirençle karşılaşır.
İletişimin eksik olduğu yerlerde ise söylentiler gerçeğin önüne geçer. Ve tüm bunların sonucunda; geciken, yarım kalan projeler, anlaşmazlıklar, hak kayıpları ve artan toplumsal stres.
STRESİ AZALTAN DÖNÜŞÜM NASIL OLUR?
Gerçek bir kentsel dönüşüm projesi insan odaklıdır ve dolayısıyla güven üretir. Bunun için üç temel yaklaşım şart.
1. Şeffaflık: Hak sahipleri sürecin her aşamasını net şekilde bilmeli. Belirsizlik, stresin en büyük kaynağıdır.
2. Katılım: İnsanlar sadece bilgilendirilen değil, sürece dahil edilen aktörler olmalı. Aidiyet ancak böyle oluşur.
3. Sosyal tasarım: Yeni yaşam alanları sadece dairelerden ibaret olmamalı. Komşuluğu, güvenliği ve yaşam kalitesini desteklemeli.
ASLINDA NEYİ DÖNÜŞTÜRÜYORUZ?
Bugün dönüşüm uygulama yaptığımız her projede paydaşlar olarak kendimize sormamız gereken temel bir soru var.
“Eğer insanlar bu süreçten daha yorgun, daha güvensiz ve daha mutsuz çıkıyorsa, biz gerçekten neyi dönüştürüyoruz?”
Kentsel dönüşüm; sadece riskli yapıları ve alanları değil, kentsel stres üreten tüm koşulları dönüştürmek zorundadır. Aksi halde yaptığımız şey dönüşüm değil, sorunun yer değiştirmesidir. Başarılı bir kentsel dönüşüm projesinin esasen amacı; psikolojik ve fiziksel açıdan sağlıklı bir toplum inşa etmektir. Odak noktası burası olduğunda geriye kalan tüm detaylar kendiliğinden olması gerektiği gibi olacaktır. Çünkü şehirler, yalnızca içinde yaşadığımız yerler değil, nasıl hissettiğimizi belirleyen yaşam alanlarıdır.
Duygu BİRCAN ALAÇAMLI
Harita Yüksek Mühendisi
Kentsel Dönüşüm ve Şehircilik Vakfı Samsun İl Temsilcisi










