Yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi,
"İmparatorluk Türkiyesinin bütün unsurlarına din ve mezhep ayırımı yapılmaksızın Osmanlı tabir olunduğu halde, batıdan gelen milliyetçilik cereyanları, tahrikçi ve teşvikçi dış güçler tarafından beslenerek, toplumsal dayanışmanın parçalanmasına ve uyrukların devletle ve hatta birbirleriyle çatışmasına sebep oldu. Birinci Dünya Savaşı buna daha acımasız bir zemin hazırladı. Türk hâkimiyetinde bin yıldan beri Anadolu topraklarında dinlerini ve benliklerini koruya gelen Hıristiyan halklar, sözde hami olduklarını söyleyen devletler tarafından korunma adı altında kullanıldılar. Özellikle Ermeniler, savaşın en zor anında, Osmanlı ordularının Sarıkamışta, Kanal Harekâtında, Çanakkalede, Irak Cephesinde savaştıkları bir sırada terörist eylemlerine hız verdiler. 24 Nisan 1915, militarist Ermeni cemiyetlerinin kapatıldığı, isyan ve yabancılarla işbirliği içerisindeki mensuplarının tutuklandıkları, bir gün sonrası Çanakkale kara savaşlarının başladığı tarihtir. Bu tarihten önceki ve sonraki olaylar da buna ilave edilerek bir soykırım efsanesi oluşturulmuştur.
Emperyalist güçler konuyu sıcak tutarak, Türkiyeyi bu hususta da dış politika hedefi haline getirmeyi amaçlarlarken, soykırım efsanesi Ermeni fanatizminin varlık sebebi olmuş, aynı zamanda dindar Hıristiyanların inanç alanına girerek, adeta iman esaslarından biri haline gelmiştir. Dünyada yerel ya da ulusal parlamento kararlarıyla, buna bağlı olarak yargı yollarıyla tarih yazılamayacağı açık olduğundan Ermeni sorunu çok boyutlu ve karmaşık bir hale getirilmiştir. Tarih, bunlardan sadece birine cevap vermek ya da cevap bulmak için yeterlidir. 1915'te ne olmuştu? Siyasi, sosyal, diplomatik ve belki de ekonomik baskıları bir yana bırakarak işe bu noktadan bakıldığında taraflar gerçekle yüzleşmiş olacaklar, taraf olmayanların da söyleyecek sözleri kalmayacaktır.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Senatosu olarak; bu konunun istismar edilmesinden ve bir ulusu, bugünlere gelene kadar büyük acılar çekmesine rağmen, soykırımcı gibi göstermek suretiyle töhmet altında bırakmaktansa, bir asırdan fazla zamandır devam eden konunun tarihçilerce ele alınması gerektiği görüşündeyiz. Kamuoyuna saygı ile duyurulur"