Engelli bireylerin yaşamını ilgilendiren kararlar alınırken onların görüşlerine başvurmak bir nezaket değil, katılım hakkının gereğidir. Gerçek eşitlik, karar süreçlerinde söz sahibi olabilmekle mümkündür.
Bir düşünün… Sizin yaşamınızı doğrudan ilgilendiren kararlar alınıyor. Hangi hizmetlerden yararlanacağınız, yaşadığınız şehirde nasıl hareket edeceğiniz, eğitim ve istihdam olanaklarına nasıl ulaşacağınız belirleniyor. Ancak bütün bu kararların alındığı masada siz yoksunuz.
Engelli bireylerin karar alma süreçlerinde karşılaştıkları önemli sorunlardan biri tam da budur.
Ülkemizde engellilik alanında önemli yasal düzenlemeler yapıldı. Kamu kurumlarında çeşitli birimler oluşturuldu, belediyeler hizmetler geliştirdi, kurullar ve komisyonlar kuruldu. Bunlar elbette değerli çalışmalar. Ancak şu soruyu da sormamız gerekiyor: Engelli bireyler, kendileri hakkında alınan kararların ne kadar içinde?
Bir belediyenin erişilebilirlik konusunda karar aldığını düşünelim. Toplantıya yöneticiler, teknik personel ve uzmanlar katılıyor. Peki o şehrin kaldırımlarını her gün kullanan tekerlekli sandalyeli birey, görme engelli vatandaş veya ulaşımda güçlük yaşayan kişi nerede? Onların deneyimleri dikkate alınmadan hazırlanan bir düzenleme, günlük yaşamın gerçek ihtiyaçlarını karşılamayabilir.
Bir toplantıya davet edilmekle karar süreçlerinde etkili olmak aynı şey değildir. Katılım, yalnızca görüş bildirmek değil, o görüşlerin alınan kararlara yansımasıdır.
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi de engelli bireyleri ilgilendiren karar süreçlerinde kendilerine ve temsil örgütlerine danışılmasını, etkin katılımlarının sağlanmasını öngörüyor. Dolayısıyla katılım, bir iyi niyet göstergesi değil, temel bir haktır.
Yerel yönetimlere burada önemli sorumluluklar düşüyor. Kent konseyleri bünyesinde engelli meclisleri kurulmalı, mevcut olanlar etkin çalıştırılmalıdır. Belediyeler, farklı engel gruplarından bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının katıldığı sürekli danışma mekanizmaları oluşturmalıdır. Yeni parklar, kaldırımlar ve ulaşım düzenlemeleri hayata geçirilmeden önce bu yapıların görüşleri alınmalıdır.
Dahası, belediyelerin yıllık plan ve bütçe hazırlık süreçlerinde engelli bireylerin önerilerine yer verilmeli, hangi taleplerin karşılandığı kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Çünkü gerçek katılımın ölçüsü yapılan toplantıların sayısı değil, alınan kararlar üzerindeki etkisidir.
Samsun Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin de bu anlayışı güçlendirmesi, kentimizdeki engelli bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının bilgi ve deneyimlerinden daha fazla yararlanması önemlidir. Üstelik katılım yalnızca belirli kişi ve kuruluşlarla sınırlı kalmamalı, farklı görüşlere de açık olmalıdır.
Engelli bireylerin yönetimde yer alması bir lütuf ya da sembolik temsil meselesi değildir. Demokratik katılımın ve eşit yurttaşlığın doğal bir gereğidir.
Artık engelli bireyler adına konuşmak yerine onların konuşabildiği, onlar için karar vermek yerine onlarla birlikte karar alınabildiği bir yönetim anlayışını benimsemeliyiz.
Unutmayalım, bir masada engelliler için sandalye ayrılması yeterli değildir. Önemli olan, o sandalyede oturan kişinin sözünün ve kararlar üzerinde etkisinin olmasıdır. Çünkü gerçek katılım, masada bulunmak değil, masada söz sahibi olmaktır.
Hasan Tahsin Yazıcı
Uzman Psikolojik Danışman
Samsun Engelliler Federasyonu (SAMEF) Basın Sözcüsü
Engelli Hakları Aktivisti