Adına türküler yazılan, yardımseverliği ve fakiri kollamasıyla nam yapan bir Karadeniz efsanesi Hekimoğlunun gerçek akrabaları ilk kez basın karşısına çıktı. Uğradığı haksızlık üzerine dağa çıkan, beraberindekilerle birlikte zalime korku, mazluma güç veren Hekimoğlu hakkında bilinmeyenleri anlatan torunları, büyük efsanenin adının yaşatılabilmesi için bir de kitabın hazırlığı içerisinde olduklarını açıkladı.
Ordunun Fatsa İlçesinde başlayan destansı hayat hikayesinin Samsunun Kavak İlçesine, oradan da Havza İlçesine uzanan öyküsünü, damarlarında Hekimoğlu kanı taşıyan torunlarından dinledik. Büyük bir gurur içerisinde yaşadıklarını söyleyen nesilden ilk olarak torununun torunu Necat Subaşına soruyoruz büyük efsaneyi. İlk önce ondan dinliyoruz, zira en büyük araştırmalarda imzası var. Yazı dizisinin devamında bilgisine başvurduğumuz diğer akrabaları da olacak. Ama ilk önce Necat Subaşı'na konuk oluyoruz Havza'da.
İlçenin girişinde karşılıyor bizi Necat Subaşı. Röportajı nerede yapacağımızı sordumda aldığım ilk yanıt tam bir misafirperverlik örneği oluyor, 'Röportaj işi kolay. Bildiklerimi, öğrendiklerimi sizinle paylaşacağım ama öncesinde aynı sofrada yemek yememiz gerekiyor'. Yemek yiyeceğimiz mekana doğru ilerlerken sohbet edelim istiyorum ama ne esnafla ne de halkla selamlaşmasından fırsat bulamıyorum. 'Belediye başkanı olsana sen' diye takılıyorum ve ilk tokat gibi cevabını orada veriyor Hekimoğlu'nun torununun torunu, 'Elindeki güçle o dönem dedem de bir yerlerin başına geçerdi. Ama o halk olmayı, halkı için mücadele etmeyi seçti. Koltuk aşkı özümüzde yok'.
32 yaşındaki Hekimoğlu aşığı bir torun olan Necat Subaşı yemekten sonra başlıyor bize o büyük efsaneyi ve onun hakkında öğrendiklerini anlatmaya. Ve yıllardır gözü gibi baktığı o meşhur tüfeği ilk kez evinden çıkartıyor bize göstermek için.
Ahmet Çağdaş Çatoğlu: Hekimoğlunun kaçak yaşadığı dönemde uğradığı Samsunun Kavak İlçesindeki aşkından başlayalım. Gerçek hikayeyi de Hekimoğlunun torunun torunundan dinleyelim.
Necat Subaşı: Büyük efsane Hekimoğlu, Fatsada başlayan kahramanlıklarını tüm Karadenize duyuruyor. İşte tam da o dönemde Kavak İlçesinin Sıralı Köyünde Sırma adlı bir genç kıza aşık oluyor. Bu aşkını dile getiriyor ve beraber kaçıyorlar. Ardından da babaannemiz Refiye hanım dünyaya geliyor. Kaçak yaşamak zorunda olan Hekimoğlu yeniden yollara düşüyor. Babaannemiz 11 yaşına geldiğinde Hekimoğlu kızının hasretine dayanamıyor ve köye dönüyor. Evin kapısını çalıyor ancak kızı kapıyı açmıyor. Sadece kapı üzerindeki gözetleme deliğinden bakıyor. Hekimoğlu, Aç kapıyı ben Tanrı misafiriyim diyor ama ikna edemiyor. O zaman, Karnımız aç, biraz ekmek verir misin? diyor. Babaannemiz de kapıdakinin babası olduğunu bilmeden biraz köy ekmeği veriyor ve Hekimoğlu gidiyor. Daha sonra yanındaki arkadaşlarından birisi köye döndüğünde, Gelen senin babandı. Senin verdiğin ekmeği dere kenarında yerken gözünden de yaş akıyordu diye anlatıyor. Ondan sonra da bir daha göremiyor babasını. Ama onun Hekimoğlunun kızı olduğunu bilenler sürekli kendisine bilgi veriyor. Nerede, ne yaptığını söylüyorlar.
Ahmet Çağdaş Çatoğlu: Peki neler anlatırdı size büyük babaanneniz? Hekimoğlu nasıl biriymiş mesela?
Necat Subaşı: Fiziksel olarak öyle hayal edildiği gibi uzun boylu, kalıplı biri değilmiş. Kısa boylu, biraz topluca biriymiş. Bir de bazı yayınlarda Hekimoğlunun Çerkes olduğu öne sürülür ki bunun da yanlış olduğunu öğrendik. Hekimoğlu, Çerkes değil Gürcüdür. Yardımsever, fakiri kollayan, zalimin başına dikilip garibanın hakkını alan bir halk kahramanı olarak nam salmıştır. Hekimoğlunun kendi soyundan gelen tek bizleriz. Necat, Nejdet ve Şadiye adında üç torunu vardır efsane adamın. Torunlarından da 12 torun çocuğu, onlardan da diye sayarsak şu an kan bağı olan 70e yakın akrabası var. Gürcü Beyi ile yaşadığı sorunun ardından dağa çıkar. Arkasından da ona inanmış dostları gider. Fakire kim zulüm ediyorsa karşısında Hekimoğlu'nu bulur ve o döneme damgasını garibana olduğu destekle duyurur. Son olarak da artık dağdan inmeye ve köyünde yaşamaya karar verir ama amcasının oğlunun ihbarı üzerine evinde hem Osmanlı hem de Gürcü Beyi askerleri tarafından kalabalık bir asker ordusu tarafından ateş altına alınır. Orada hayatını kaybeder. Onu yakalamaktan ümidi kesen, korkan askerler bir anda karşılarında Hekimoğlu'nun cansız bedenini bulunca başında fotoğraf çekinmeyi de ihmal etmiyorlar. Ben o fotoğrafa bakınca üzülmüyorum. Aksine tek başına bütün zulümlere kafa tutan bir adamın gurur abidesi olarak görüyorum. Cansız bedeni başındaki 50 askerin yüzündeki ifade, 'Tek olsaydım onu alt edemezdim, iyi ki kalabalık gelmişiz' şeklindedir.
Ahmet Çağdaş Çatoğlu: Sülalende Hekimoğlu hakkında araştırma yapan, buna da uzun yıllarını harcayan kişi olarak neler anlatabilirsin bizlere?
Necat Subaşı: Aklım ermeye başladığı günden bu yana Hekimoğlunun kanını taşımaktan hep gurur duydum. Biraz da yaşım geldikçe kendimi araştırmaya verdim. İlk olarak Fatsanın Yatsıtaş Köyüne gittim. Dedemizin yaşadığı topraklarda bilgi toplamak istedim. Sağ olsunlar orada Hekimoğlunun torunu diye yakın ilgi de gösterdiler. Hekimoğlunun efsane tüfeklerinden birisine de bu ziyaretlerim sırasında ulaştım. Yaşı baya bir geçkin amca yanına çağırıp bana, Bu Hekimoğlunun bize emanetiydi. Sen geldiğine göre artık senindir dedi. Ve o meşhur tüfek artık benim hayatımın önemli anlamlarından birisi oldu. O kadar çok bilgi topladım ki şimdi o bilgileri kitap haline getirme hazırlığı içindeyim. Bir kez bir kitap basılmış. Ama içeriğindeki bilgilerin doğruluk sıkıntısı var. Bendeki bilgilerin benimle beraber kaybolmasını istemiyorum. Bu anlamda toparladığım tüm bilgileri kitap haline getirmek istiyorum. Merak edilen bir konu da Hekimoğlu adının nereden geldiği. Çeşitli söylentiler var ancak gerçek bilgi, babasının gerçekten bir hekim olmasından geliyor. Bunun gibi daha çok sayıda doğru bilinen yanlış, ya da merak edilen konuya ulaştım.
Ahmet Çağdaş ÇATOĞLU: Nasıl bir duygu bir efsanenin kanından gelmek?
Necat Subaşı: Herkes için ailesi, sülalesi, atası elbette önemlidir. Ama benim için durum hep farklı oldu. Misal o meşhur Hekimoğlu türküsünü her dinlediğimde kalp atışlarım hızlanır. Daha küçük bir çocukken hikayeleriyle büyüdüğüm, Türkiye'nin bildiği bir efsanenin kanından gelmek elbette büyük bir gurur veriyor. Bu ayrıca büyük de bir sorumluluk veriyor. Nerede bir ihtiyaç sahibi görsem koşmak istiyorum. Zalime karşı sessiz kalamıyorum. Böyle yapmasam dedeme ihanet etmiş gibi kabul ederim kendimi. Hekimoğlu'nun tüfeği bende. Bu tüfeği elime alıyorum ve saatlerce izliyorum. Tetiğine elimi dokunduğumda 'acaba kaç zalim için çekildi' diye düşünüyorum. Allah izin verir de şu kitap çalışmamı tamamlar ve gerçek hayat hikayesini de net bir şekilde ortaya koyarsam, işte o zaman torunluk görevimi yerine getirmiş olacağım. Çocuklarım, çocuklarımın çocukları, onların da çocukları hep aynı gururu yaşayacak. Hani Türkü'de diyor ya, 'Aslan yürekli..' diye. İşte o aslan yüreklinin torunları olarak hep başımız dik, gururla yaşayacağız.
Röportaj: Ahmet Çağdaş Çatoğlu/ Haber Gazetesi