Bölgedeki sorunların çözümü için neler yapılacağı noktasında konuşulması gerektiğini kaydeden Erdoğan, “Artık kuru sözlerle, hamasetle, taktik manevralarla geçiştiremeyeceğimiz zor ve kritik tercihlerde bulunmak zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz. Adeta ateş çemberi işle kuşatılan İslam coğrafyası gerçekten çok sancılı günler yaşıyor. Ağır bir imtihandan geçiyor.
Yüzyıllardır barışın adresi olan bu coğrafi günümüzde, acıyla, terörle, gerilimle, yıkımla, bombalarla anılıyor. 6 yıldır Suriye’de çocuklar gökyüzüne baktıklarında gökyüzünün maviliğini değil, ölüm saçan uçakları, hayallerini ve bedenlerini parçalayan varil bombalarını görüyor. Binlerce yıllık İslam medeniyetine ev sahipliği yapmış, mimarisi, kütüphaneleri, camileri, ilim hikmet ve irfanın merkezi olmuş bu topraklar ateş, kan ve gözyaşı ile yeniden dizayn ediliyor.
Etnik kimlik, dili, kabile, renk ve mezhep temelinde birbirlerine yabancılaştırılan Müslümanlar Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de Libya’da ve daha birçok yerde kendi kendilerini tüketiyor. Arap ve İslam medeniyetinin göz bebeği şehitlerin terör örgütlerin, yabancı güçlerin vekalet ve yıpratma savaşlarının sahası haline getirilişini hep birlikte takip ediyoruz.
İnsanlık vicdanının suskun kaldığı bu durum karşısında muktedirler ellerini ovuşturmakta, riyakarlar ise timsah gözyaşları dökmekle meşguldür” açıklamasını yaptı.
“Biz ne yaptık” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maalesef bir çoğumuz gönül rahatlığı ile tatmin edici cevaplar veremiyoruz. Her birimizin kendi bağımsız devletimizin sınırları içinde yaşıyor olması kafi değil. Bölgenin, İslam aleminin, insanlığın geleceği için birlik olma, birlikte hareket etme zamanı çoktan gelmiştir. Komşuları zillet içinde yaşarken aynı dili konuştuğu, aynı kıbleye yöneldiği kardeşleri zulüm görürken hiçbir ülke hiçbir toplum sadece kendi konforunu sadece kendi geleceğini düşünemez. Zira bu coğrafyada kaderimiz de kederimiz de ortaktır. Bu topraklarda mazimiz de istikbalimiz de müşterektir” dedi.