Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
1988 yılında Samsun'da doğdum. İlköğretimimi Gülsüm Sami Kefeli İlköğretim Okulu'nda, ortaöğretimimi ise Samsun Fen Lisesi'nde tamamladım. Lise tahsilimin akabinde, hâlen okumakta olduğum Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandım. 2011 yılında da Ülkü Ocakları Samsun İl Başkanlığı ile onurlandırıldım ve görevimi sürdürüyorum.
Bu söyleşide; kültür, sanat, spor gibi hayatın siyaset dışında kalan renkleri ile ilgili sorular yöneltmek istiyorum. Kitaplardan başlayalım... Okumaya vakit ayırıyor musunuz?
Kitaplar benim için eşsiz bir psikoterapi yöntemi. Bir kitapçıda vakit geçirip, kitapların kokusunu teneffüs etmenin verdiği hazzı tarif etmek mümkün değil. Ayrıca, kitap okumayı bir "hobi" olarak addetmemek gerekir. Zira, çağa uygun bir bakış açısına sahip olmak için kitaplar vazgeçilmezler arasındadır. Ben de, hem temel eserleri hem de güncel kitapları okumaya gayret ediyorum.
Herkesin defalarca aynı keyifle okuduğu baş ucu kitapları diye tabir ettiğimiz kitapları vardır. Sizin baş ucu kitaplarınız hangileri?
Galip Erdem'in "Mektuplar"ı her zaman odamın içerisinde kolay ulaşabileceğim bir yerdedir. Nihal Atsız'ın makalelerinden derlenerek yayınlanan "Türk Ülküsü" adlı eser için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Her iki kitaba da, sık sık başvurma ihtiyacı duyuyorum. Bu kitaplarda yer alan yazıları altlarını çizerek okumak gerekiyor. Türk gençlerine yönelik, ehemmiyet arz eden nasihatlar barındırıyorlar çünkü...
Sizin fikir dünyanızı inşa etmenize yardımcı olan şahsiyetler kimler?
Tabiî ki, her insanın fikir dünyası, pek çok mütefekkirin ve insanın etkisi altında şekillenir. Bu nedenle, okuduğum her kitabın/yazının ve fikir teâtisinde bulunduğum her insanın bu noktada katkısı vardır. Fakat, Türkçülük fikriyâtını sistematikleştiren ve ilmîleştiren Ziya Gökalp'in tesiri biraz daha fazla sanırım. Mamafih, ben hayatı, teneffüs zili çalmayan bir okuldan ibâret görüyorum. İnsan, bu okulda sürekli yeni şeyler öğreniyor. Yeni bakış açıları ediniyor. Dünyaya farklı pencerelerden bakma niteliği kazanıyor. Ayrıca, hayat okulunda, temasta bulunduğumuz her insan bu okulda öğretmenimiz hüviyetine bürünüyor bizler farkında olmasak dâhi. Onların fikir dünyamızın inşası ve karakterimizin teşekkül etmesindeki rolleri de yadsınamaz.
Çeşitli sitelerde bir çok yazınızı takip ediyoruz. Bunların dışında hiç kendinizi ya da diğer bir deyişle hatıralarınızı yazıyor musunuz?
Vakit kısıtlılığından ötürü şu sıralar yazı yazma fırsatı bulamıyorum pek. Hatıralar konusuna gelince, devlet adamlarının ve mümtaz şahsiyetlerin hatıralarının değerli olduğuna inanıyorum. Zira, geleceğe ışık tutan yansımalardır bu yazılar. Benim hatıralarımın ise "kişisel günlük"ten öte bir mana taşıdığını düşünmüyorum. Ancak, takdir edersiniz ki, görevim dolayısıyla farklı insanlarla iletişim hâlinde oluyorum. Bu durum da, bana -bilhassa ülkücü hareketin meselelerine dâir- bir takım gözlemler yapma fırsatı doğuruyor. Görev sürem tamamlandığında bu gözlemlerimi yazmayı isterim. Farklı bir Ülkü Ocakları Başkanı profili çiziyorsunuz. Peki, ne tür müziklerden hoşlanıyor, kimleri dinliyorsunuz, merak ediyoruz. Bilirsiniz, bu minvaldeki sorulara verilen klişe bir cevap vardır; "kulağa hoş gelen herşey" şekinde. Esasen, benim cevabım da bu. Her tür müziği dinliyorum. Bu konuda bir ayrımım yok. Müzik bilgim yeterli değildir. Bilinçsiz bir müzikseverim. Ama bir isim vermem gerekiyorsa; yabancı gruplardan / şarkıcılardan, Coldplay ve Pink Martini sık dinlediklerim arasında. Kendi kültürümüze âit ezgilerin ise tümünü beğenerek dinliyorum. Türkülerimizin her birinin ayrı bir hikâyesi var. Yürek tellerini titretiyorlar insanın. Bu nedenle de, uzun ömürlüler. Gesi Bağları türküsünün yeri ise ayrıdır. Bu noktada, bir de parantez açmak istiyorum; Ferhat Hantal kardeşimiz Samsun Ülkü Ocakları'nın bu alandaki medar-ı iftiharıdır ve kalbimizden torpillidir.
Darbe dönemini konu alan televizyon dizilerinin ülkücüleri karalama çalışması içinde olduğu görülüyor. Sizin bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Haklısınız. Bu filmler/diziler vasıtasıyla toplumsal bilinçaltına olumsuz ve gerçeklerle örtüşmeyen bir ülkücü profili yerleştiriliyor. Ama ben bu filmlerin/dizilerin senaristlerine kızmıyorum. Çünkü, herkes seciyesine uygun hareket eder. Biz toplumun ülkücüleri gerçek hâlleriyle tanımasını sağlayacak bir yapıt ortaya koyamadık. Mürekkeplerinden ülkücülere nefret damlayan kalemlerin ülkücüleri tanımlamasına seyirci kaldık. Sinema ve televizyon mecralarını ülkücü düşmanı zihniyetlere teslim ettik. Neticesinde bu tablo ile karşı karşıyayız. Sivil inisiyatif alınarak bu alanda çalışma yürütecek bir vakıf kurulabilir ilk etapta. Akabinde, acilen sektörün her alanında teknik bilgiye sahip insanların yetişmesi sağlanmalı. Eğitim için Hollywood'a bir ekip bile gönderilebilir...
Yoğun mesai harcıyorsunuz. Samsun Ülkü Ocakları, medyada da geniş yer bulan projeleri/çalışmaları hayata geçirdi. Buna rağmen kendinizi eleştiriyor musunuz?
Tabiî ki, sürekli eleştiriyorum hem de. Gerçekçi bir insanım. Mümtaz fikir ve dava adamı Dündar Taşer'in düstur edindiğim bir sözü vardır: "Durum muhakemesine düşmandan başlanmaz." Herkes önce kendisini eleştirmeli. Kendimizi geliştirmek ve hatalarımızdan dersler çıkarmak için bu yaklaşım zaruriyet arz eder. Aksi halde, kişisel ve kurumsal ilerleme kaydetmemiz pek mümkün olmayacaktır.
Farklı ve geniş çapta etkinlikler gerçekleştiriyorsunuz. Birçoğu uzun soluklu kimileri de Samsunda ilk olma özelliği taşıyor. Bu projeler, fikirden başlayıp hayata geçene kadar nasıl bir süreç izliyor?
Ülkücü hareketin toplumu ilgilendiren her hadiseye ilişkin söyleyecek sözü var. Bu doğrultuda, projeler üretmeye çalışıyoruz. Ülkücü hareketin meselelerine naçizane çözümler sunma gayretindeyiz. Ayrıca, bizim için tüm ülküdaşlarımızın fikirleri değerli. Bize iletilen her düşünceyi not alıyoruz. Öncelik sırasına göre de projelendiriyoruz. İlgili birimlerimiz bu projeler üzerinde çalışmalarını yürütüyor. Sonra da uygulama safhasına geçiyoruz. Buradan ülküdaşlarıma seslenmek istiyorum; lütfen tüm fikirlerini bize iletsinler...
Sizin iki üniversite okuduğunuzu, yöneticilerin büyük bir kısmının da üniversite öğrencisi arkadaşlardan oluştuğunu biliyoruz. Derslerle projelerin bir arada yürümesi zor olmuyor mu?
Doğrusunu isterseniz zorlanıyorum. Tıp Fakültesi yoğun çalışma gerektiren bir bölüm. Buna bir de Tıpta Uzmanlık Sınavı'nın yorucu temposu ve stresi ekleniyor. Ama daha az uyuyarak ve kendime ayırdığım zamanlardan ferâgat ederek dengelemeye çalışıyorum. Bu süreçte en büyük yardımcılarım ekip arkadaşlarım oluyor. Çoğu proje onların üstün gayretleri sonucu bana gerek kalmadan ilerliyor. Bu vesileyle hepsine teşekkür ediyorum.
Elinizde sihirli bir değnek olsa, ülkücü hareket içerisinde neleri değiştirmek isterdiniz?
Bir hekim adayı olarak, bu sorunuza tıbbî açıdan yaklaşarak cevap vermek istiyorum. Hemen hemen tüm hastalıklar için risk faktörü olan sigara tüketimini sonlandırmak isterdim. Ülkücüler bu ülke için önem taşıyorlar; sağlıklarına dikkat etmeliler, diye düşünüyorum. İkinci olarak da, uyku alışkanlıklarında bir düzenleme yapmayı tercih ederdim. Biyolojik saate aykırı bir yaşam sürüyoruz çünkü...