Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasını gerçekleştirdi. Erdoğan,
Ramazan'ı tebrik ederek başladığı konuşmasında ağırlıklı olarak Suriye'de yaşananlardan
bahsetti. Arakan'daki Müslüman katliamına da değinen Erdoğan ayrıca temmuz ayı içerisinde
yapılan yatırımları hatırlattı ve spor alanında da Londra Olimpiyatları'na rekor katılımdan söz
etti.
Başbakan şöyle konuştu.
"SURİYE'DE ADETA OLUK OLUK KAN AKITILIYOR"
"Hemen yanı başımızda, Suriye'de, Ramazan ayının ruhuna ve manevi iklimine tamamen ters
bir biçimde adeta oluk oluk kan akıtılıyor; ocaklar söndürülüyor; sivil ve masum insanlar,
evlerinde, sokaklarda hunharca katlediliyor. Suriye'de rejim, halkın en meşru talep ve
arzularına, en ağır silahlarla, toplu kıyım ve katliamlarla cevap veriyor. Hama, Humus ve Dera
gibi kentlerin ardından bugünlerde Halep şehri de havadan ve karadan acımasızca hedef
alınıyor. Tarihiyle, kültürüyle, medeniyet iklimiyle bizim Gaziantep şehrimizden,
Şanlıurfa'mızdan, Hatay, Kilis'imizden hiçbir farkı olmayan; sakinleri, bizim kardeşimiz olan
Halep, tarihinin en ağır saldırılarından birine maruz kalıyor.
"SURİYE, ZALİMLERE KENDİ ÖZ EVLATLARIYLA GEREKEN CEVABI VERECEK"
Şam ve Halep, tarih boyunca çok büyük kahramanlara ev sahipliği yaptı; büyük kahramanlar
çıkardı, zalimlere, canilere, despotlara gereken cevabı en güçlü şekilde verdi. Şam da Halep de
yıkılışlarının hemen ardından doğrulmayı, uyanmayı başardı; İslam coğrafyasının merkez
şehirleri olarak yeniden inşa edildiler, imar edildiler. İnşallah bu iki şehir, bugün de Suriye'nin
diğer tüm şehirleriyle birlikte zalimlere, kendi öz evlatlarıyla gereken cevabı verecek; bir kez
daha cesaretin, adaletin ve hakkın üzerinde yeniden inşa edilecektir. Suriye'de Esed rejiminin,
gözü dönmüş şekilde kendi halkına, kendi insanına ateş püskürmesi, esasında bir paniğin,
çaresizliğin, akıl tutulmasının göstergesidir.
"ZAFER, SURİYE HALKININ OLACAK"
Esed ve eli kanlı yoldaşları, sonlarının geldiğini; akıbetlerinin, kendilerinden önceki
diktatörlerden farklı olmayacağını artık iyice anlamış durumdadır. Son günlerde artan zulüm ve
gaddarlık, kaçınılmaz sonun yaklaştığının bariz sinyalleridir. Kardeş Suriye halkı da Ortadoğu
da artık bu eli kanlı diktatörden; onun, kan üzerine bina edilmiş rejiminden inşallah kurtuluyor.
Bugün bir kez daha kardeş Suriye halkına sabır, metanet ve dirayet temenni ediyoruz. Bu
mübarek Ramazan akşamlarında millet olarak Suriyeli kardeşlerimize en kalbi dualarımızı
gönderiyoruz. İnşallah zafer, Suriye halkının olacaktır. İnşallah, Suriye'de zalimler kaybedecek,
hak galip gelecektir.
"SURİYE POLİTİKAMIZ İNSAFSIZ ELEŞTİRİLERE MARUZ KALABİLİYOR"
Türkiye'nin büyük bir ülke, güçlü bir devlet olmasından rahatsızlık duyan çevreler, bölgesel
meselelere olan ilgimizi farklı yerlere çekerek Türkiye'yi hedef haline getirmeye gayret
gösteriyor. Bakınız; Suriye, bizim en uzun sınırı paylaştığımız bir ülke. Dahası biz, Suriye ile
ortak bir tarihi, ortak bir kültürü, ortak inançları paylaşıyoruz. Sınırın her iki tarafından akrabalar,
dostlar, kardeşler bulunuyor.
"ORTADOĞU'DAKİ HER GELİŞME BİZİ İLGİLENDİRİR"
Suriye'de bir halka topluca zulmedilirken biz susabilir miyiz? Suriye'de her gün şehirler
bombalanırken biz tepkisiz kalabilir miyiz? Suriye'de her gün kan akarken biz bunu
seyredebilir miyiz? Eğer susarsak, eğer tepkisiz kalırsak, eğer seyirci olursak, soruyorum; biz
kendi tarihimize, tarihimizin büyük şahsiyetlerine, onların da ötesinde kendi vicdanımıza bunu
nasıl izah edebiliriz? Bin yıldır bölgede olan, bin yıldır bölgenin, başı sıkıştığında tüm
imkanlarıyla bölge insanının yanı başında bulunan Türkiye'nin, bugün yaşananlara seyirci
kalması, kalabilmesi mümkün müdür?
Krizler, sıkıntılar, sorunlar karşısında hemen sırtını dönen, yüzünü dönen, umursamaz bir
Türkiye, büyük bir ülke, büyük bir devlet olabilir mi? Bunların yanında Ortadoğu'daki her
gelişme, her kriz, her sorun, doğrudan doğruya bizi, ülkemizi, milletimizi, ekonomimizi
ilgilendiriyor.
"TÜRKİYE, HAKKANİYET ÖLÇÜSÜNDE BİR POLİTİKA İZLEMİŞTİR"
Bölgedeki istikrarsızlık, doğrudan ya da dolaylı olarak bizim istikrarımızı, refahımızı, ticaretimizi,
turizmimizi, yatırımlarımızı etkiliyor. Suriye'deki olaylar, bizim dikkatle ve hassasiyetle takip
etmemiz gereken olaylardır. Türkiye, Suriye'nin içişlerine karışmadan ama Suriye'nin istikrar ve
refahını da gözeterek durması gereken yerde durmuş; tutarlı, akılcı, hakkaniyet ölçüsünde bir
politika izlemiştir. Türkiye, kendisine yaraşanı yapmış; büyük bir devlet olarak hakkın, hukukun,
adaletin yanında yer almıştır.
"SURİYE'NİN BÖLÜNMESİNE KARŞI ÇIKIYORUZ"
Suriye'nin bölünmesine, etnik ve mezhebi bir ayrışmaya gitmesine biz en başından itibaren
karşı çıkıyoruz. Suriye'de her etnik grubun, her mezhebin, her inancın kendini özgürce ifade
edebileceği, yönetimde kendisini temsil edebileceği, eşit vatandaşlar olarak ülke idaresinde
görev ve yetki alacağı parlamenter bir demokratik sistemi biz, samimiyetle savunduk ve
savunuyoruz. Kanlı Esed rejiminin, bölgenin istikrar, barış ve huzurunu hedef alacak şekilde
giderayak bir takım provokasyonlara girişmesini asla ve asla kabullenmeyiz. Esed rejiminin on
yıllar boyunca zulmettiği, kimliklerini bile tanımadığı kesimleri, bugün ateşe sürüklemesi
karşısında herkes dikkatli ve sağduyulu olmalıdır. Yangından mal kaçırma anlayışıyla ortaya
konan tavır ve eylemler, hiç kimseye fayda sağlamaz.
PYD'YE MÜSAMAHA YOK
Özellikle Türkiye'nin güvenliğine tehdit teşkil edecek girişimlere asla müsamaha göstermeyiz.
Suriye'nin kuzeyinde Esed rejiminin katliamları acımasızca devam ederken burada bir takım
oldu bittilere girişilmesi, üzerinde dikkatle durulması, düşünülmesi gereken bir manzaradır.
Türkiye, bu oldu bittilere asla göz yummaz. Güvenliğimizi tehdit eden, iç barışımıza ve
huzurumuza yönelik her girişim, her eylem karşısında kararlı bir duruş sergilemeye, aktif tutum
izlemeye devam edeceğiz.
ARAKAN'DA İNSANLIK DRAMI
Yaşanan insanlık dramı karşısında da sessiz kalamayız. Arakan'da, Müslümanlar'ın kadın çoluk
çocuk demeden katledilmelerine, tehcir edilmelerine uluslararası toplum seyirci kalmamalıdır.
Dışişleri Bakanlığımız bu hususta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri nezdinde girişimde
bulunmuştur. Myanmar siyasi yetkilileri nezdinde de girişimlerimizi yapmış ayrıca bölgeye
yardım çalışmalarımızı da başlatmış bulunuyoruz.
MİMAR SİNAN CAMİİ
İstanbul'da ise tarihimize ve İstanbulumuza yaraşır bir eserin; Ataşehir Mimar Sinan Camii'nin
açılışını yaptık. İnanıyorum ki bu cami, İstanbul'un Anadolu yakası için önemli bir ihtiyacı
karşılayacaktır. Tamamiyle hayırseverlerimizin desteğiyle gerçekleştirdiğimiz cami, nüfusun
yoğun olduğu, cuma başta olmak üzere kandil gibi bazı özel günlerde, dini bayramlarda
halkımızın ihtiyacına cevap verecek nitelikte bir cami olarak hizmete açıldı. Dolayısıyla cuma
camii niteliği taşıyan,10 bin kişilik bir kapasiteye sahip olan Ataşehir Mimar Sinan Camii'nin, bu
bölgede önemli bir ihtiyacı karşılayacağına inanıyorum.
2012 LONDRA OLİMPİYAT OYUNLARI
2012 Londra Olimpiyat Oyunları vesilesiyle spor tarihimizde birçok ilki gerçekleştiriyor,
rekorlara imza atıyoruz. 2012 Londra Olimpiyat Oyunları'na tarihimizdeki en fazla branşta ve en
yüksek sporcu sayısıyla katılım gerçekleştirdik. Ülkemizi, Londra'da 16 branşta 66'sı kadın, 48'i
erkek, toplam 114 olimpik sporcu ve de 21'i kadın, 46'sı erkek 67 paralimpik sporcu olmak üzere
toplam 181 sporcu temsil ediyor. 2012 Olimpiyatları'nın bizim için başka tarihi özellikleri de
bulunuyor. Tarihimizde ilk kez takım oyunlarında olimpiyat elemelerinde başarılı olan 2 takımla
gerek voleybolda gerek basketbolda kadın milli takımlarımızla olimpiyatlara katılıyoruz.
"IMF'YE BORCUMUZU SIFIRLAYABİLECEK DURUMDAYIZ"
Temmuz ayında Merkez Bankamızın döviz rezervi, 99 milyar dolara ulaşmış bulunuyor. 2002'de
biz iktidarı devraldığımızda Merkez Bankası'nın döviz rezervi sadece 27 milyar dolardı. Bu
rakam, Temmuz 2012 itibarıyla, tekrar ediyorum, tam 99 milyar dolara ulaşmış durumdadır.
Hakeza 2002'de hükümeti devraldığımızda Türkiye'nin İMF'ye borcu, 23,5 milyar dolardı. 9,5 yıl
boyunca biz o borcu ödeyip 1,7 milyar dolara düşürdük. Bu kalan miktarı da dilediğimiz an
ödeyip borcu sıfırlayabilecek durumdayız. Ama daha da önemlisi; Türkiye'yi, alan el olmaktan
kurtarıp veren el konumuna yükselttik. Nitekim Türkiye olarak IMF'e 5 milyar dolar borç para
vermeyi kararlaştırmış bulunuyoruz. Tüm bunlar, ekonomide de başarılı olduğumuzun en
somut göstergeleridir"
Başbakan, sözlerini, "Milletimiz bizlere nasıl güveniyorsa bizler de milletimize güveniyoruz"
diyerek bitirdi.