Başbakan Erdoğan: Telefonu dinlenen Başbakan hamsici değil SİYASET
Paylaş

Başbakan Erdoğan: Telefonu dinlenen Başbakan hamsici değil

Cumhurbaşkanı Adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, HSYK nın veya yargının tehdit altında olduğu gibi bir ifadenin kullanılması, çok çirkin. Nerede, nasıl tehdit altında? Yani telefonu dinlenen Başbakan, telefonu dinlenen Hamsici değil ki dedi.

HABER MERKEZİ İçerik Sağlayıcı Tarih: 06.08.2014 07:34

Cumhurbaşkanı Adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, NTV’de yayınlanan bir programda, gündeme ve Cumhurbaşkanı seçimlerine dair önemli açıklamalarda bulundu. Yüksek Askeri Şura’da süratle bir neticeye varıldığının altını çizen Erdoğan, “Onama da dahil olmak üzere Yüksek Askeri Şura kararları açıklandı.

Zannediyorum ki; benim 15. Yüksek Askeri Şura Toplantısı’na katılışım oldu. Bu tabii ilk oldu aslında… Ve bu toplantıdaki karşılıklı dayanışma, karşılıklı anlayış, kararları alıştaki isabet yüzdesi inanıyorum ki; çok çok yüksek. YAŞ’ın Ağustos toplantısı terfi ve atamalarla alakalıdır. Tamamen ona kilitlenerek yapılmış bir toplantı olması hasebiyle de, bu süreç daha da kısalmış oldu” diye konuştu.

“TELEFONU DİNLENEN BAŞBAKAN, HAMSİCİ DEĞİL Kİ…”

HSYK adına Başkandan başka kimsenin konuşma hakkı olmadığını belirten Erdoğan, HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici’yi, “Hakimler, Savcılar Yüksek Kurulu adına, aslında Başkandan başka kimsenin konuşma hakkı yok. O da; Bekir beydir. Ama burada yeni bir adet oluşturdular. O da şu; ‘Ben şahsım adına konuşuyorum’ diyor. Sen şahsın adına konuşamazsın. Şahsı adına konuşanlar kalkıp da siyasetçiye yön veremez. Siyasetçi, şuanda yargıya yön vermiyor. Yargıda bir yapılanmanın uygulamaları karşısında yürütme üzerine düşeni yapmak durumunda kalıyor. Şuanda yasama organının içerisinde yürütme kahir ekseriyetiyle var mı? Var. Yasama organı olarak orada yasalar oluşturuyorlar ve bu yasalar Cumhurbaşkanımızın onayından geçiyor. Bunun yanında yürütme de bunları uygulamaya koyuyor. Eğer siz, bütün bunları bir kenara koyup şova girerseniz, yargının içerisinde şovmenler türer de siz de şovmenleri savunma noktasına gelirseniz, o zaman bir defa HSYK’nın varlığına gölge düşürmüş olursunuz. Şuanda bu arkadaşımızın yapmış olduğu açıklama, bir defa bulunduğu makama hiç yakışmıyor. Ve oradan siyaseti, siyasetçileri eleştirme noktasına geliyor. Bir defa sen böyle bir işin içerisine giremezsin. Ve HSYK’nın veya yargının tehdit altında olduğu gibi bir ifadeyi kullanması, çok çok çirkin. Nerede, nasıl tehdit altında? Yani telefonu dinlenen Başbakan, telefonu dinlenen Hamsici değil ki… Başbakan’ın, bakanların telefonu dinleniyor. Uluslararası ilişkilerde telefonlarımız dinleniyor. Yani, bunlar olacak ve bunlarla ilgili suç duyurusu yapılacak, siz bunların hiçbirisini görmemezlikten geleceksiniz, ondan sonra kalkacaksınız ve ‘siyaset baskı yapıyor.’diyeceksiniz” şeklinde eleştirdi.

“BOŞUNA ‘PARALEL YAPI’ DEMEDİK”

Yapılan operasyonlar sonucu gözaltına alınan emniyet mensuplarıyla ilgili konuşan Başbakan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:“Bu ülkede maalesef, yargının içerisinde öyle şeyler oldu ki… İşte bunlar şimdi peyderpey ortaya çıkıyor. Düşünün, ‘dönemin başbakanı’ diye emniyette dosyalar hazırlanıyor. Ondan sonra bu dosyalar bunların elinden çıkıyor. Bunların olduğu bir ülkede, yürütme olarak sessiz mi kalacağız. ‘Buyrun devam edin’ mi diyeceğiz. İstanbul Çağlayan’daki Adalet Sarayı’nda yaşanan olayları gördünüz. Neydi o şovlar? Savcı çıkıyor, adalet sarayının önünde basın açıklaması yapıyor. Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey oldu mu? Geçenlerde olan olayda, emniyete toplanıp oraya götürülenler; bakıyorsunuz kendilerine sahipleniliyor, bazı milletvekilleri gidip onlarla beraber orada rahat rahat resim çektiriyor. Kim bunlara sahip çıkıyor, kim bunlara destek veriyor, nereden alıyorsunuz bu desteği? Hakikaten, atılan adımlarla, kimin nerede durduğunu, ne olduğunu milletim çok daha iyi görüyor. Biz boşuna, ‘paralel yapı’ demedik. Biz boşuna, bunların bulunduğu konumu izah ederken, ‘inlerine girilecek’ demedik. Bugün, 30 küsur kişi daha aynı şekilde alınıyor. Çünkü bunlar şimdi ifade verdikçe bir şeyler geliyor. Bakıyorsunuz, önce ifade veriyor, sonra bu ifadeyi değiştirme noktasında avukatlarıyla baskılar geliyor. Bunları görüyoruz. Bunlar bu süreç içerisinde olan işler. Ben şuna inanıyorum; hak kesinlikle yerini bulacak. Biz de bu işin takipçisi olacağız. Çünkü bu bizim ulusal güvenliğimizi tehdit ediyor. Bu işin şakaya alınacak bir tarafı yok. Burada çok ciddi bir hukuksuzluk var. Bunu yapanlar bunun bedellerini ödeyecek. Devlete karşı hukuksuzluk edenler var. Düşünün; yatırımlarımızı yapacağız, bu yatırımlarımıza karşı kalkıyor yürütmeyi durdurma veriyor, ‘olmaz diyor.’ Bunu yargının içinde olanlar yapıyor. Bu, herhangi bir kişiye gitmiyor. Burada, devletin bir kurumu, müessesesi olacak. Bunları gördükçe, ‘biz iyi yoldayız, bu süreci kararlı bir şekilde sürdürmemiz lazım’ diyoruz.”

“BAŞBAKANA SADAKATSİZLİK MİLLETE SADAKATSİZLİKTİR”

Başbakan Erdoğan, ‘Paralel yapı hassasiyetinin ne zaman başladığı’ sorusu üzerine, şöyle cevap verdi:
“Öncelikle hani bu tür paralel-paralel değil hassasiyeti bizde yoktu. Şimdi bizim öncelikli hassasiyetimiz bu konuda oluşmaya başladı. ‘Acaba bu kişinin buralarla alakası var mı yok mu?’ Ardından da tabi ki ehliyet, liyakat… Bunları arıyoruz. Biz bugüne kadar bunu hep böyle yaptık. Ama bu olaylardan sonra artık birinci sıraya bunu çıkardık. ‘Böyle bir özelliği var mı yok mu?’ Varsa; biz bunlara bir emanet teslim edemeyiz. Çünkü, teslim ettiğimiz emanete bunlar ihanet ettiler. Düşünün ki; bir başbakanı dinleyen insanlarla yola gidilebilir mi? Bir defa idarede sadakat çok önemlidir. Başbakanın yanında çalışan bir insanın, başbakanına sadakati olmazsa; bu insanın milletine sadakati olabilir mi? Bir başbakana sadakatsizlik millete sadakatsizliktir. Biz ona bir şey emanet ediyoruz. Yeri geliyor imza yetkisi veriyoruz. Bizim verdiğimiz bu imza yetkilerini, o kendi gayri meşru emellerine kullanırsa; biz onunla nasıl aynı yolda yürürüz? Şimdi peyderpey birçok şey geliyor. Adam, bizim verdiğimiz emri yerine getirmiyor. Adam, Pensilvanya’nın verdiği emri, adam Pensilvanya’nın Türkiye’deki imamlarının verdiği emri yerine getiriyor. ‘Ona soracağım, o ne derse ona göre hareket edeceğim’ diyor. Bunu yargı içindeki seçimlerde de yapıyorlar. Böyle bir davranışta olanlarla siz kalkıp da ulusal güvenliğinizi teminat altına alabilir misiniz? Onun için bunu özellikle araştırıyorum. Burada emniyet ve istihbarat ile araştırmalarımızı yapıp ona göre kararımızı veriyoruz.”

“İHSANOĞLU’NUN HAMAS İLE EL FETİH’İ BİRARAYA GETİRDİĞİ İDDİASI YALAN”

Cumhurbaşkanı Adayı ve Başbakan Erdoğan, IŞİD’in rehin aldığı 49 Türk vatandaşının yaşam koşullarının normal olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin konuyu tahrik ettiğini belirten Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu da yalan söylemekle suçladı. Hamas ile El Fetih’i İhsanoğlu’nun bir araya getirmediğini belirten Erdoğan, “Şunda işi hassasiyetle takip ediyoruz. Bizim buradaki bütün endişemiz, ‘bir yanlış adım atılır da acaba buradaki 49 kardeşimize bir şey olur mu?’ Şuanda bu 49 kardeşimizin yaşam koşulları normal. Anormal bir durum söz konusu değil. Arada sırada tabii ufak tefek sıkıntılı şeyler olabiliyor. Son getirildikleri yerle ilgili edindiğimiz bilgilerde, yaşam koşullarında herhangi bir anormallik yok. Biz tabii sağ sağlim getirelim istiyoruz. Başlarına herhangi bir şey gelirse bu bizi ciddi manada üzer. Burada ne yazık ki Kılıçdaroğlu, ciddi bir tahrik oynuyor. Ona yazıklar olsun. Devamlı tahrik… Bahçeli, tahrik… Yani bakıyorsunuz adayları da aynı şeyi konuşmaya başladı. Sen bugüne kadar İslam dünyasında neyi hallettin? Arkanda Türkiye gibi bir devlet, bizler gibi bir yönetim olmamış olsaydı senin kıymet-i harbiyen mi vardı? Her sıkıştığında hemen aradığı yer biz; Dışişleri bakanımız, Cumhurbaşkanımız, ben… Bu güçle bile neyi çözdün? Son zamanlarda uydurduğu doğru olmayan bir şey var. Diyor ki; ‘İlk defa Hamas ile El Fetih’i ben bir araya getirdim, barıştırdım.’ Ya yalan söyleme. İlk defa bu işin barış olayı, Kabe Anlaşması’dır. Hamas ile El Fetih orada birleşmişlerdir. Ama çok kısa zaman içerisinde de ne yazık ki o birleşme dağılmıştır. Bu özellikle Suudi Meliki’ni de üzmüştür. Bana bunu kendisi de söylemiştir. Kendisi şimdi bunu, bir menfaate, siyasi ranta dönüştürmek istiyor” diye konuştu.

“SUUDİ KRALI, ‘NE OLUR BUNU ALIN’ DEMİŞTİ”

Muhalefetin Cumhurbaşkanı Adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun İslam İşbirliği Teşkilatı’ndaki görevi sırasında, başta Suudi Arabistan Kralı olmak üzere, birçok kişi tarafından istenmediğini kaydeden Başbakan Erdoğan, “Ben geçenlerde de söyledim, özellikle Suudi Kralı ‘Ne olur bunu alın, bunun yerine başka birisini verin’ demiştir. ‘Bu seçimle geldi, alıp da yerine yenisini verme gibi bir imkan yok, artık seçildi bir defa. Bundan dolayı biraz sabırlı olacağız’ demek suretiyle orada 8 yılını doldurmuştur. Ama devamlı ‘bana sahip çıkmıyorsunuz, beni ortada bırakıyorsunuz’ diye bize dertlenmiştir. Zorla olmuyor bu iş bak… Bunlar, koltuğu korumanın gayreti içerisindedir. Bir insan istenmediği yerde durmaz. Demek ki başarılı olamadın ki; seni istemiyorlar. Suudi gibi bir krallık seni istemiyorsa; burada bir şey var. Sen Türkiye’nin hatırına böyle bir şeyi yakaladın. Yoksa, şahsından kaynaklanan bir şey değil. Bunun için attığımız kulislerin haddi hesabı yok. Bu kulislerin neticesinde oraya gelebildin. Bunun için teşekkür etmesi gerekirken, hala ‘ben, ben, ben diyor.’ Zaten en büyük zaafı o. ‘Ben’ üzerine kuruludur. ‘Biz’ üzerine değil. Tevazu diye bir şey yok kendisinde” şeklinde konuştu.

İHSANOĞLU İÇİN ‘ŞEMSETTİN GÜNALTAY’ ÖRNEĞİ

Muhalefetin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı olarak aday göstermesini, İsmet İnönü’nün Şemsettin Günaltay’ı aday göstermesine benzeten Erdoğan, “Biliyorsunuz İnönü tutmuştur, ‘acaba ben nasıl birisini bulsam da Menderes’i yok etsem’ diye düşünmüştür. ‘Demek ki, Menderes’e bu kadar ilgi, alaka olduğuna göre; dindar birisini bulmam lazım’ demiştir. Şemsettin Gün Altay’ı bulmuş. Şemsettin Gün Altay’ın profesör olması, 3 tane yabancı dil bilmesi… Ama ne oldu? Menderes ezdi geçti. Yani biz tercüman aramıyoruz ki, bu ülkeyi yönetecek bir adam arıyoruz. 4 buçuk yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptım, arkasından kurulan partimizle 16 ayda hemen partimizi kurduğumuz andan itibaren iktidara gelmiş olan bir partinin genel başkanlığını yaptım ve ülkemizde Başbakan olarak hamt olsun 8 seçimi milletimizin teveccühü ile art arda aldık. Şimdi de partimiz, milletimiz Cumhurbaşkanlığı adaylığı için beni öne sürdü. Diğerleri de bir araya gelmek suretiyle bu arkadaşı ileri sürdü. Şuanda yarış devam ediyor. Pazar günü inşallah seçim yapılacak. Milletim, yine en doğru kararı verecektir” ifadelerini kullandı.

Yorum Yap

* Güvenlik gereği ip adresiniz saklanmaktadır. 3. şahıslara kesinlikle paylaşılmamaktadır.